Üçüncü Bölüm: İnsanlık Kendine Dönmeden Dünya Düzelmez
Her çağın kendine özgü bir sesi vardır.
Kimi çağlarda bu ses, çanların yankısıdır.
Kimi çağlarda top sesidir.
Kimi çağlarda fabrikaların uğultusudur.
Bugünün sesi ise ekranların ışığına karışmış derin bir sessizliktir.
İnsanlık hiç olmadığı kadar konuşuyor; ama birbirini hiç olmadığı kadar az dinliyor.
Bilgi çoğaldı.
İletişim hızlandı.
Mesafeler kısaldı.
Fakat gönüller birbirinden uzaklaştı.
İnsanlar aynı masada oturuyor; ama aynı duyguyu paylaşamıyor.
Aynı şehirde yaşıyor; fakat birbirinin acısını hissedemiyor.
Çünkü çağımızın en büyük yalnızlığı, kalabalıkların ortasında unutulmaktır.
Topal sivrisinek bütün bunları sessizce izledi.
Kimseyi yargılamadı.
Kimseye öfkelenmedi.
Yalnızca düşündü.
Sonra kendi kendine şu soruyu sordu:
“İnsan, kendisini bu kadar geliştirdi de neden kalbini aynı ölçüde büyütemedi?”
Belki de bütün çağların en ağır sorusu buydu.
Çünkü teknoloji insanı hızlandırabilir.
Servet insanı zenginleştirebilir.
Makam insanı yükseltebilir.
Ama vicdan…
Vicdan yalnızca insanın kendi iradesiyle büyür.
Merhamet hiçbir okulun verdiği diploma değildir.
Adalet hiçbir makamın dağıttığı bir unvan değildir.
İyilik hiçbir servetin satın alabileceği bir zenginlik değildir.
Bunlar, insanın kendi içinde inşa ettiği görünmez medeniyetin temel taşlarıdır.
Bir gün topal sivrisinek son kez kanat çırptı.
Yorgundu.
Belki de ömrünün son demlerindeydi.
Ama gözlerinde korku yoktu.
Çünkü artık biliyordu ki dünyaya büyük izler bırakmak için büyük bedenlere ihtiyaç yoktur.
Bir damla su, sabırla kayayı deler.
Bir tohum, vakti geldiğinde ulu bir çınara dönüşür.
Bir söz, bir insanın kaderini değiştirebilir.
Bir vicdan ise bir toplumun kaderini…
İnsanlık tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur.
Çünkü büyük değişimler, çoğu zaman küçük cesaretlerle başlamıştır.
Ey insan…
Kendine dön.
Bir çocuğun gözlerindeki umudu gör.
Bir annenin duasındaki samimiyeti duy.
Bir babanın sessiz yorgunluğunu fark et.
Bir yaşlının bekleyişini hisset.
Bir yoksulun onurunu incitme.
Bir yetimin gözyaşını görmezden gelme.
Bir ağacı sebepsiz yere kesme.
Bir hayvana merhametsiz davranma.
Çünkü hayat yalnızca insan için kurulmuş bir sahne değildir.
Bu dünya; kuşun, ağacın, karıncanın, kelebeğin ve hatta küçücük bir sivrisineğin de evidir.
Yeryüzü bize miras kalmadı.
Biz onu, bizden sonra gelecek nesillerden emanet aldık.
Topal sivrisinek artık konuşmuyor.
Çünkü söylemesi gerekeni söyledi.
Şimdi söz sırası bizde.
Kanatlarımız sağlam olabilir.
Ayaklarımız güçlü olabilir.
Makamlarımız yüksek olabilir.
Servetimiz büyük olabilir.
Ama vicdanımız eksikse, bütün bunlar yalnızca gösterişli bir yoksulluktan ibarettir.
Gerçek büyüklük, başkasını küçültmeden yükselebilmektir.
Gerçek güç, affedebilmektir.
Gerçek zenginlik, paylaşabilmektir.
Gerçek adalet, güçlüden yana değil; haklıdan yana durabilmektir.
Ve gerçek insanlık, kendin için istediğin hayatı başkaları için de isteyebilmektir.
İşte bu yüzden bu satırlar yalnızca bir sivrisineğin hikâyesi değildir.
Bu satırlar, insanın kendi vicdanıyla yüzleşmesinin hikâyesidir.
Topal sivrisinek yalnızca bir semboldür.
Bazen haksızlığa uğrayan bir çocuk…
Bazen sesi duyulmayan bir kadın…
Bazen emeği görülmeyen bir işçi…
Bazen yalnız bırakılmış bir yaşlı…
Bazen de hakikati söylemekten vazgeçmeyen bir kalem…
Onu yaşatan kanatları değil, hakikate olan inancıydı.
Ve şimdi bu manifestonun altına yalnızca tek bir cümle yazıyorum:
İnsanlığın kurtuluşu, daha güçlü kanatlar yapmakta değil; daha güçlü vicdanlar yetiştirmektedir.
Eğer bir gün dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir insan bu satırları okuduktan sonra bir kalbi kırmaktan vazgeçerse…
Bir yetimin başını okşarsa…
Bir ağacı korursa…
Bir yaşlıyı hatırlarsa…
Bir mazlumun yanında durursa…
İşte o gün topal sivrisineğin vızıltısı amacına ulaşmış olacaktır.
Çünkü bazen dünyayı değiştiren şey, en yüksek ses değil; en temiz vicdandır.
Son Söz
Dünya, güçlülerin omuzlarında değil; vicdanlı insanların yüreğinde ayakta kalır.
Mehmet Sebih Altun
Gazeteci • Yazar • Sivil Toplum Aktivisti