Bir varmış, bir yokmuş…
Zamanın birinde, yemyeşil vadilerle çevrili uzak diyarlarda, çalışkan ve iyi kalpli bir değirmenci yaşarmış. Bu değirmencinin üç oğlu varmış. Büyük oğlu evine ve ailesine düşkün, ortanca oğlu çalışkan ve idealist, en küçük oğlu ise saf, temiz kalpli bir delikanlıymış. Üçü de babalarını sever, onun işlerine yardım edermiş.
Yıllar geçmiş, değirmencinin saçları ve sakalları ağarmış. Bir gün artık eskisi kadar güçlü olmadığını fark etmiş ve sahip olduğu her şeyi oğulları arasında paylaştırmaya karar vermiş. Büyük oğluna evini, ortanca oğluna değirmenini, küçük oğluna ise en sevdiği kedisini bırakmış.
Babalarının ölümünden sonra büyük oğul evinde yaşamını sürdürmüş, ortanca oğul değirmeni işletmeye başlamış. Küçük oğul ise miras olarak yalnızca bir kedi aldığı için şansının pek de yaver gitmediğini düşünmüş. Yine de kedisini yanına alarak yollara düşmüş.
Kış mevsimiymiş. Hava soğuk, yollar uzunmuş. Delikanlı hem kendisine hem de kedisine sığınacak bir yer ararken kedisinin üşüdüğünü fark etmiş. Kendi şapkasını ve çizmelerini çıkarıp ona vermiş.
Tam o anda kedi dile gelmiş:
“Üzülme iyi kalpli dostum,” demiş. “Bu gece seni saraylarda ağırlatacak, sıcacık yataklarda yatıracağım.”
Ve hikâye böylece başlamış.
Masalın devamında Çizmeli Kedi, zekâsını ve kurnazlığını kullanarak önüne çıkan engelleri aşar. Bir devi alt eder, onun şatosunu ele geçirir ve sahibini soylu bir bey gibi tanıtarak kralın gözünde saygın bir konuma yükseltir. Sonunda delikanlı servete kavuşur, prensesle evlenir ve masal mutlu sonla biter.
Peki, bu hikâyeye bugün nasıl bakmalıyız?
Çizmeli Kedi, ilk bakışta zekânın kaba kuvvetten üstün olduğunu anlatan bir masaldır. Kahramanların başarısı fiziksel güçlerinden değil, akıl yürütme becerilerinden, cesaretlerinden ve karşılarına çıkan sorunlara farklı çözümler üretebilmelerinden kaynaklanır.
Bu yönüyle çocuklara önemli bir mesaj verir:
“Hayatta başarılı olmak için her zaman en güçlü kişi olman gerekmez.”
Ayrıca masal, zor durumda olan bir insanın doğru destek ve rehberlikle hayatını değiştirebileceğini de gösterir. Küçük oğul, başlangıçta kardeşlerine göre oldukça dezavantajlı görünse de umudunu kaybetmez ve önüne çıkan fırsatları değerlendirmeyi başarır.
Ancak her klasik masal gibi Çizmeli Kedi de günümüz değerleri açısından sorgulanabilecek bazı unsurlar içerir.
Öncelikle kedinin başarısı büyük ölçüde aldatmaya dayanır. Yalan söyler, insanları kandırır ve olayları manipüle eder. Üstelik hikâyenin sonunda bu davranışlar ödüllendirilir. Bu durum, özellikle küçük yaş gruplarındaki çocuklar için “amaç uğruna her yol mubahtır” şeklinde yorumlanabilecek problemli bir mesaj barındırabilir.
Masalın dikkat çeken bir başka yönü ise toplumsal statüye verdiği önemdir. Kral ve çevresi, delikanlıyı onun karakteri ya da erdemleri nedeniyle değil, zengin ve soylu biri olduğunu düşündükleri için değerli bulur. Böylece hikâye, farkında olmadan sınıfsal ayrıcalıkları normalleştiren bir bakış açısını da yansıtır.
Ayrıca prensesle evlilik, masalın sonunda kahramana verilen bir ödül gibi sunulur. Oysa insan ilişkileri bir başarı nişanı ya da kazanılması gereken bir ödül değildir. Günümüz perspektifinden bakıldığında bu yaklaşım da eleştiriye açıktır.
Sonuç olarak, Çizmeli Kedi, yüzyıllardır anlatılan, zekice kurgulanmış ve sürükleyici bir masaldır. Ancak klasik eserleri yalnızca eğlenceli hikâyeler olarak görmek yeterli değildir. Çünkü çocuklar, dinledikleri ve okudukları hikâyeler aracılığıyla dünyayı anlamlandırmayı öğrenirler. Bu nedenle masalları yasaklamak ya da bütünüyle reddetmek yerine, onları çocuklarla birlikte konuşmak, sorgulamak ve farklı açılardan değerlendirmek daha değerli olabilir.
Ayşe Can