Geçtiğimiz yüzyılın 1980’li yıllarında Sovyet halklarının millî örf ve geleneklerinin, tarihî geçmişinin ve önde gelen şahsiyetlerinin unutturulmasına yönelik bir sürece başlanmıştı. Bu yaklaşım, Suslov doktrinine dayanıyor ve tek tip bir “Sovyet halkı” oluşturmayı hedefliyordu.
Günümüze kadar beşerî bilimler alanında savunulan tezlerin büyük bir kısmında problemlerin incelenmesine ağırlık verilmiş, buna karşılık şahsiyetlerin araştırılmasına yeterince önem verilmemiştir. Bu durum, Sovyetler Birliği döneminden miras kalan bir yaklaşım olarak günümüzde de etkisini kısmen sürdürmektedir.
Bu görüşleri akademisyen İsa Hebibbeyli dile getirmiştir.
İ.Hebibbeyli, söz konusu dönemde Sovyetler Birliği’nin ortak vatan olarak kabul edildiğini ve topluma “Sovyet vatandaşı” kimliğinin aşılandığını belirtmiştir. Bilimler akademilerinde çalışmalar genellikle problemler etrafında şekillenirken, şahsiyetler arka planda bırakılmıştır. Bu yaklaşım, halkların tarihî hafızasının zayıflamasına neden olurken; millî gurur kaynağı olabilecek yazarlar, komutanlar ve hükümdarlar hakkında çoğu zaman yüzeysel bilgilerle yetinilmiştir. Ne yazık ki bu anlayışın bazı izleri günümüzde de devam etmektedir.
Dikkat çekici bir diğer nokta ise şudur: Karabağ tarihi üzerine çok sayıda eser kaleme alınmış, “Karabağnameler” yayımlanmıştır; ancak Pənahəli xan hakkında kapsamlı bir monografi bulunmamaktadır. Benzer şekilde Qaraqoyunlu dövləti ve Ağqoyunlu dövləti dönemlerine ilişkin çalışmalar daha çok askerî politika, ekonomi ve uluslararası ilişkiler üzerine yoğunlaşmış; hükümdarların şahsiyetleri, yaşamları ve soyları yeterince ele alınmamıştır.
Nadir şah ve Şah İsmayıl hakkında yazılan eserlerin önemli bir kısmı da doğrudan şahsiyetlerin kendilerinden ziyade Safevi Devleti ve Afşar Devleti üzerine odaklanmaktadır. Bu nedenle, bu şahsiyetler hakkında detaylı bilgiler çoğu zaman yabancı araştırmacıların eserlerinden öğrenilmektedir.
Bu çerçevede, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Başkanlık Kurulu tarafından 2023 yılında alınan karar doğrultusunda enstitülere yeni görevler verilmiş ve millî edebî-tarihî şahsiyetlerin yeniden incelenmesine yönelik çalışmalar hız kazanmıştır.
Bugün bilim insanları, millî tarihî şahsiyetlerimizin daha derinlemesine araştırılması ve topluma daha etkin şekilde tanıtılması için kapsamlı çalışmalar yürütmektedir.
Kuşkusuz, beşerî bilimlerde dönemlerin ve problemlerin incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bu çalışmalar, edebî ve tarihî şahsiyetlerimizin geri planda kalmasına neden olmamalıdır.
Anar Turan/Gazeteçi
Azerbaycan