

Geçmiş, çoğumuz için tozlu raflara kaldırılmış eski bir albüm değil, bugünün ortasında aniden patlayan bir mayındır. Lee Hee-young, Karıştırıcı ile okuru tam da bu mayın tarlasının ortasına, en insani zaafımızla bırakıyor: “Eğer bir şansım olsaydı, her şeyi değiştirir miydim?”
Hikâyenin merkezinde 32 yaşındaki Nawoo var. Nawoo, bir sokak kedisinin gizemli yardımıyla kendisini bir anda 13 yıl öncesinde, yani hayatının en kritik dönemi olan 19 yaşında buluyor. Önünde imkânsız bir mucize duruyor: Geçmişte bir kaza sonucu kaybettiği en yakın arkadaşı Leenae’yi kurtarmak. Ancak hayat, hiçbir hediyeyi bedelsiz vermiyor. Nawoo, eğer geçmişin taşlarını yerinden oynatıp arkadaşını kurtarırsa, yıllardır âşık olduğu kadını yani Haje’yi kaybetme riskini göze almak zorunda. Bir yanda kaybedilmiş bir dost, diğer yanda kazanılmış bir aşk…
Güney Kore edebiyatının ödüllü ve sevilen yazarlarından Lee Hee-young’un kalemi, Kore edebiyatının o kendine has, sakin ama derinden sarsan tonuna sahip. Yazar, okuyucuya parmak sallayarak ahlak dersi vermiyor. Aksine, Nawoo’nun çaresizliğini, bir geçmişi düzeltirken başka bir geleceği yok etme korkusunu o kadar şeffaf anlatıyor ki, kendinizi “Ben olsam hangi hayattan vazgeçerdim?” diye sorarken buluyorsunuz. Yazar, zamanı bir “karıştırıcı” gibi kullanarak anıları, pişmanlıkları ve umutları birbirine harmanlıyor.
Karıştırıcı, aslında bir kabulleniş romanı. İnsan hafızasının seçiciliğini ve acıdan kaçma arzusunu eleştiriyor. Leenae ve Haje arasındaki o ince çizgi, insanın bencilliği ile fedakarlığı arasındaki dengeyi temsil ediyor. Kitap boyunca yapılan beş farklı zaman sıçraması, aslında karakterin olgunlaşma evrelerini simgeliyor. Her geri dönüşte Nawoo, biraz daha “şimdi”ye yaklaşırken, mükemmel bir geçmişin imkansızlığını fark ediyor.
Karıştırıcı, sadece genç yetişkinlere değil, hayatının bir noktasında arkasına bakıp “keşke” diyen her yaştan okura hitap ediyor. Lee Hee-young, bize geçmişin ancak yaşandığı ve bittiği haliyle güzel olduğunu, acıların bile kimliğimizin birer parçası olduğunu zarif bir dille hatırlatıyor. Kitabı kapattığınızda zihninizde en büyük mucizenin aslında geçmişi değiştirmek değil, onunla barışabilmek olduğu fikri ortaya çıkıyor.
Ayşe Can