
Ayşe Can
Bilgin Adalı’nın kaleme aldığı Zaman Bisikleti, ilk bakışta bir çocuk romanı gibi görünse de anlatısının derinliği ve ele aldığı temalarla çocuk edebiyatının sınırlarını aşan, her yaştan okuru içine alan bir eser. Zamanı yalnızca heyecanlı bir serüvenin arka olanı olarak değil, aynı zamanda düşünsel bir sorgulamaya da dönüştüren çok katmanlı bir hikâye. Kitap, genç okuru geçmişe doğru pedal çeviren bir maceraya davet ederken, yetişkin okura da insanın zamanla, bilgiyle ve sorumlulukla kurduğu ilişkiye dair sessiz ama derin bir sorgulama sunuyor.
Romanın merkezinde yer alan “zaman bisikleti”, parlak bir teknolojik icat olmaktan ziyade bir imkân ve merak simgesi olarak kurgulanmış. Bu bisiklet yalnızca geçmişe gitmenin aracı değil, insanın öğrenme arzusunu, keşfetme isteğini ve sınırları zorlama cesaretini de temsil ediyor. Kahramanlarımız Yağmur ve Damla, babalarıyla beraber bu bisikletle geçmişe giderken, tarih kitaplarında okunan bilgilerin ötesine geçiyor adeta tarihe dokunuyorlar. Geçmiş artık ezberlenmesi gereken bir zaman dilimi olmaktan çıkıyor ve içinde yaşanılan, hissedilen ve deneyimlenen canlı bir gerçeklik haline geliyor.
Günümüzden tam 100.000 yıl öncesine, Antalya yakınlarındaki Karain Mağarası dönemine bir yolculuk yapıyorlar. Orada kendi yaşlarında, onlar gibi iki kardeş olan Çuka ve Anin ile karşılaşıyorlar. Çuka ve Anin, o dönemin şartlarında mızrak, balta gibi ilkel ama hayati araçları icat eden, ateşi kontrol etmeyi öğrenen çok zeki çocuklar. Adalı, bu iki farklı zaman dilimindeki çocukları yan yana getirerek, “buluşçu ruhun” aslında zamanda bağımsız olduğunu okuyucusuna gösteriyor.
Yazar, öğretici bir üsluba yaslanmadan kurguladığı bu eserle, bilginin kuru bir ezber olmadığını, merakla çoğaldığını okuyucusuna hatırlatıyor. Geçmiş, kitapta tozlu bir sahne değil, yaşayan, nefes alan, bugünü etkileyen bir alan gibi. Yazarın dili yalın ve akıcı. Ancak bu sadelik, metni basitleştirmiyor tam tersine anlatının ritmini ve duygusal derinliğini güçlendiriyor. Betimlemeler kısa ama yerinde, diyaloglar ise doğal. Özellikle çocuk okurun hayal gücünü besleyen ayrıntılar, metnin edebi dengesini bozmadan okura geniş bir oyun alanı bırakıyor. Adalı, mizahı ölçülü kullanıyor ve okuru gülümsetirken düşündürmeyi de ihmal etmiyor.
Zaman Bisikleti, sadece teknolojiyi yücelten bir anlatı değil. Romanın asıl vurgusu, sorumluluk bilinci üzerine. Geçmişe yolculuk yapabilme gücü, beraberinde etik bir soruyu da beraberinde getiriyor.
“Gördüklerimize müdahale etmeli miyiz?”
Adalı, bu soruyu kesin cevaplarla değil, karakterlerin deneyimleri ve yaşadıkları ikilemler üzerinden okura bırakıyor. Böylece okur, anlatının pasif bir izleyicisi olmaktan çıkıyor ve hikâyenin bir parçası haline geliyor. Yazar, bu eseriyle geçmişi değiştirmenin değil, geçmişi anlamanın önemi vurgularken, mağara devrindeki insanların yaşam mücadelesini, ilk icatları ve toplumsal dayanışmayı izleyen çocuklara, bugünkü konforumuzun hangi zorluklar üzerine inşa edildiğini gösteriyor.
Zaman Bisikleti, yalnızca çocuklara yazılmış bir macera romanı değil. Geçmişle bugün arasında düşünsel bir köprü kuran, okurunu hem eğlendiren hem de bilinçlendiren güçlü bir anlatı.
Ayşe Can