“Ah! Ah! Sen yok musun sen, ah!”
…
“Ah! Ah! Nerede o eski günler, ah!”
…
“Ah! Keşke o hatayı yapmasaydım.”
…
“Ah” var, “ah” var; değil mi?
Bazen şikayet, öfke, bazen pişmanlık, acı, bazen de hüzün ve özlem…
Derin bir duygusallık içeren bir nida kelimesi “ah”…
“Keşke” ve “iyi ki”lerimiz ile de yakın dost.
“Keşke” diye başladıklarımız, genellikle geçmişte farklı bir karar almış olsaydık hayatımızın nasıl şekillenmiş olacağını düşündüğümüz anlar…
Ve doğru zamanda, doğru yerde, doğru kararı verdiğimizi düşündüğümüzde de içimize mutluluk ve huzur dolduran “iyi ki” lerimiz..
Yani “keşke”ler ve “iyi ki”ler, insanın geçmişiyle kurduğu bağın bir parçasıdır da diyebiliriz.
“Keşke”ler bize ders verir; “iyi ki”ler ise umut…
O halde, “keşke”leri azaltıp “iyi ki”leri çoğaltmamızdır aslolan…
Peki ama bunu nasıl yapacağız?
Zamanda yolculuk yapmak mümkün mü ki geçmişe gidip keşkeleri yok edebilelim?
Mümkün. Hepimiz birer zaman yolcusuyuz.
İnsan, yaradılışı gereği zamanla barış yapmak, eski hatalardan ders almak, geleceğe umut bırakmak ister. Zaman yolcusunun düşlerinde, zaman bir nehir misali akıyor gibi gözükür ama o, zamanın akışkan bir şey olmadığını keşfeder; bir anın derinliklerinde kaybolmuşken kendini diğer bir andaki uzak bir geleceğin huzurlu manzarası önünde bulduğunda.
Yani bir zaman yolcusu, düşlerinde bir yandan geçmişteki “kim” olduğunu ararken diğer taraftan da gelecekteki “kim” olacağını keşfeder.
Çünkü zaman, onun için içsel bir yolculuktur. Zaman, sadece bir zaman dilimi değil, bir ruhtur. Düşler bu ruhun yansımasıdır; her biri, bir anın özüdür. Anı yaşamak, geçmişin yüklerinden arınmak, geleceğin korkularını serbest bırakmak… İşte zaman yolcusunun düşlerinin anahtarı budur.
Ve zaman yolcusunun düşlerinde en nihayetinde, bir gün gelir ve “şimdi”yi bulur. Ne geçmiş ne de gelecek onu daha fazla oyalamaz. O, sadece şu anın içinde bu anın tüm gücüyle var olmanın huzurunu hisseder.
Ve işte “Kalk tazelen ruhum, gülümse yeniye!” diyen bir kitap…
Dilek Tuna Memişoğlu’ndan, Zaman Yolcusunun Düşleri…
Serhan Poyraz