Eskiden yaşam o kadar zor değildi. Köylü köyünde, şehirli şehrinde yaşardı. Herkesin evi ve işi tek yaşamdı. Dünya daha bir küçüktü. İnsanların birkaç dostu olurdu ama dostlarıyla beraber hitap ve muhatap bir haldeydi. Ama bugünün sanal dünyasında bire bir sabit dostluklar kalmadı. Dostlarla beraber çocuklar da değişti. Çocuklarımız da artık...
Yazılarım tarihsiz şikayetlerle dolu. Şikayet ezeli dert çünkü benimle beraber yaşıyor. Şikayet benim kaderim iken ve kader de karanlıklar içinde iken, kara kış belimi büktü. Kış kıyamet kapımı çaldı. Kapıda olan gecikmeli gelen kışların en serti idi. Kapı kırılırcasına çalınmakta idi. Açılan kapıda rüzgar uğuldar, kar toz bulutu, şiddetli fırtına...
DİLSİZ ACILAR Doğduğu günden başlamıştı bu dünya ile olan sınavı çünkü hiçbir türlü derdini anlatamıyordu ve anlatamadığı bu dertler de içine attığı için yaşamış olduğu acı tarifsiz oluyordu çünkü o dilsizdi. Bu dilsizlik bazen çaresizliği bazen de hüznü simgeliyordu bu simge onun boynuna asılmış bir kolyeydi bu kolyenin ham maddesi...
… İnsan öldüğünde en yakınının, en sevdiğinin unutma süresi 18 aymış. Yani 18 ay sonra acısı diner, sizi tatlı bir anı olarak anımsarmış. Düşününce, içim acıdı bir an,, Değer verdiklerimin,çok sevdiklerimin, “Onlar olmadan, asla olmaz” dediklerimin beni 18 ay sonra unutacak olması… İyi bir iş, geniş bir ev, bir araba,...
Memleketimde düşünenler gittikçe azaldı. Gün geçtikçe azaldıkça da azaldı… Peki düşünenler ne sunuyor? Sunulan düşüncelerle ilgilenen de yok… Ben de düşünüyor ve düşüncelerimi sunuyorum ama benim düşüncelerimle de ilgilenen yok. Belki bir avuç şeker fırlatsam kapmak için koşanlar olacaktır. Aslında süzülmüş ve tadına doymuş düşünceler sunuyorum ama kimse farkında değil....
İki türlü insan daima var: hür olanlar ve köle olanlar. Hür olanlar başında taçla, köle olanlar ayağında prangayla doğar. Hürriyet sadece başında taçla doğanlar için var. Ve tüm savaşlar daima tek cephede baştaki taç içindir. Daha doğrusu savaşlar bir avuç bahtiyarın, milyonlarca bedbahtın köleliği içindir. Köleler de hürriyet için tepinirler...
Hep düşündüm. Bir elimde kalem, ötekinde müsvedde parçası bir kağıtla… Kağıda çizilen acıların en büyüğünde ben var idim. Var olan acılar kalemin çizdiği mazi idi. Yine de tek desteğim mazimin acılarından doğacak ümitler olacak… Bu adam bu ümitleriyle sokaklarda yürümektedir. Bu sokak çıkmaz sokak mıydı? Bu sokak meçhule mi giderdi?...
Plaja giderken yanıma fazla eşya almayı sevmiyorum. Plaj havlumu saplı pazar poşetinin içerisine koyup sallaya sallaya plaja doğru yürüdüm. Plaja geldiğimde üzerimdeki yarım kollu tişörtü çıkarıp rastgele katlayarak havlunun yanına sıkıştırdım. Fermuarlı minik bir deri kılıfın çerisindeki ev anahtarlarını da poşetin içerisine zula ettikten sonra poşetin saplarını güzelce düğümleyip espadrillerin...
Biz insan mıyız? Holigan mı? Politikacı mı? Biz tam olarak neyiz Herhangi bir olay yaşandıktan hemen sonrasında aceleci bir tavır ile her konuda fikri olan insan profilli çiziyoruz. Çizmiş olduğumuz bu profildeki fikirler, bizi bazen holigan, bazen de politikacı kimliği kazandırıyor ve kendi düşüncem bir tık da insanlıktan uzaklaştırıyor. Ve...
… Geçen yazıda özetledim. Özet sonunda anlatacaklarım var dedim. Kötü bir yazar olmak istemedim ama edebiyatçı ve düşünür olarak tedirginliğim daha bitmedi. Düşüncelerimin kasvetli havası olgunluğumun sonunda başlamıştı. Şimdi nerede olduğumu bilmezken, sonu ve başlangıcı kim belirleyecek? Edep yerli yerinde değil ve herkes de bu halinden memnun iken kimsenin benimle...
Güz mevsimi , hasat zamanıdır. Ürünleri ve emekleri derme zamanıdır. Bereketlidir güz ayları. Yapraklar sararsa da umutlar yeşerir. Çünkü Cumhuriyet vardır Ekim’de. Eylül’ün son günü. Herodot Kültür Merkezi. Yıllar önce atılmış dostluk ve kardeşlik tohumu meyvelerini vermeye başladı. Kardeş korolar,Bodrum Aspad Türk Müziği Topluluğu ile Bursa Altınkoza Musiki Derneği koroları...