Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Yağmurlu
16°C
Cuma Açık
6°C
Cumartesi Yağmurlu
12°C

Haziran Sabahının İki Yüzü: Clarissa ve Septimus’un Sessiz Valsi

Haziran Sabahının İki Yüzü: Clarissa ve Septimus’un Sessiz Valsi
5 Ocak 2026 16:02
4
A+
A-

Londra’nın taş sokaklarında Big Ben’in tok sesi yankılanırken, zaman sadece saniyeleri değil, birbirinden tamamen habersiz iki ruhun ritmini de ölçer. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway ile bize edebiyat tarihinin en tuhaf, en mesafeli ama en mahrem ortaklıklarından birini miras bırakmıştır. Clarissa Dalloway ve Septimus Warren Smith; biri çiçeklerini bizzat seçmeye giden bir cemiyet kadını, diğeri zihnindeki kuşlarla Yunanca konuşan yaralı bir savaş gazisi… Aralarında ne bir selamlaşma ne de tek bir bakış vardır. Fakat Woolf’un kurduğu evrende, bu iki karakter aslında tek bir madalyonun iki yüzü, modern insanın parçalanmış bilincinin birbirini tamamlayan yarılarıdır.

​Septimus’un intiharı, ilk bakışta savaş sonrası bir travmanın veya “deliliğin” kaçınılmaz sonu gibi görünebilir. Oysa Septimus, o pencereden aşağı atladığında aslında bir şeyi feda etmez. Aksine, bir şeyi korumaya çalışır: Ruhunun dokunulmazlığını.

 Dr. Holmes ve Dr. Bradshaw’un temsil ettiği o buz gibi “sağduyu” ve otoriter tıp dünyası, Septimus’un acısını bir “hobi eksikliği” olarak yaftalarken, o kendi içsel hakikatine sığınır. Onun ölümü, dünyanın mekanik çarklarına ve duygu yitimine karşı verilmiş trajik bir “hayır” cevabıdır. Septimus, hissetmenin yasaklandığı veya basitleştirildiği bir dünyada, hissedebilmek uğruna canından vazgeçer.

​Peki, bu ölümün Clarissa’nın ışıltılı partisinde ne işi vardır?

Woolf’un dehası, tam da bu iki hayatın metafiziksel kesişiminde parlar. Clarissa, gün boyu partisinin hazırlıklarıyla uğraşırken aslında kendi içsel boşluğunu, yaşlılık korkusunu ve varoluşsal kaygılarını maskelemektedir. Septimus’un ölüm haberi gümüş tepsilerin, ipek elbiselerin arasına düştüğünde, Clarissa bu yabancıyı bir “rahatsızlık” olarak değil, bir “ayna” olarak selamlar.

​Clarissa, Septimus’un pencereden atlayarak koruduğu o saf özü, kendisinin sosyal maskeler ardında yitirmek üzere olduğunu fark eder. O an, bir odanın karanlığında kendi içine dönerken kurduğu şu cümle aslında romanın tüm felsefesini özetler: “O, bunu yaptı; ben ise yaşamaya devam ediyorum.”

Septimus’un ölümü, Clarissa’ya yaşamın kırılganlığını ve her şeye rağmen devam etmenin o tuhaf, ağır sorumluluğunu hatırlatan bir hediyedir.

​Mrs. Dalloway esri ile Virginia Woolf bize şunu anlatır: Hepimiz aynı Haziran sabahının içindeyiz. Birimiz çiçek alırken, diğerimiz o çiçeklerin döküldüğü toprağa bakıyor olabiliriz. Ancak ruhlarımızın arasındaki o görünmez ipler, bizi hiç tanımadığımız birinin acısında veya birinin sessiz vedasında birleştirir.

Clarissa ve Septimus, yaşamın ve ölümün aynı anda solunduğu o büyük insanlık korosunun, birbirine hiç değmeyen ama aynı besteyi söyleyen iki solistidir.

Ayşe Can

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.