Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Yağmurlu
15°C
Cuma Açık
6°C
Cumartesi Yağmurlu
13°C
Pazar Yağmurlu
11°C
Geride Bırakanlar

Zeynep Naz Sökmen

Buz gibi havanın rüzgarla beraber tenime çarptığını ama terlediğimi hissedebiliyordum. Mor atkımı gözlerimin altından boynuma kadar indirdim ve karşımdaki beyaz boyalı binaya doğru yürüdüm. Telli bir müzik aletinin melodisi ilişti kulaklarıma ve düşündüm ama ne olduğunu çıkaramadım. Bahçe girişinin kapısına geldiğimde, eldiven giymiş olmama rağmen ellerim kaskatı kesilmişti. Valizi sonunda yere bıraktım ve tekerlekleri bozuk olmasına rağmen yerde sürüklemeye karar verdim. Önümdeki kapı kendiliğinden açıldı ve sonra yine kendi karar verirmişçesine arkamdan kapandı. Kapılar, kimin geldiğini, kimin gideceğini ve kişinin gerekçesini anlayabiliyorlarmış. 

Binanın tam önüne geldiğimde, beklediğim gibi kapı yine kendiliğinden açıldı ve karşıma beyaz bir koridor çıktı. Ayaklarımı yakındaki çimenlerin üzerine sildim ve bavulumu istemeyerek de olsa havaya kaldırdım. Koridorun sonunda, aydınlık ve fazlasıyla temiz bir odaya ulaştım. Ayakkabılarıma baktım ve yerde biraz leke bırakmış olduğumu fark ettim. Sağ tarafıma döndüğümde bir masa, sandalyeler ve pencerelerin önüne dizilmiş koltukları gördüm. Masanın hemen arkasındaki kişi, önündeki bilgisayardan başını kaldırır kaldırmaz beni görüp gülümsedi.  “Hoş geldiniz. Lütfen buyurun, şöyle oturun.” 

Oturdum ve sırt çantamdan kayıt formumu çıkarıp ona verdim. “Buradaki kalışınız boyunca uymanız gereken kuralları tekrar etmemi ister misiniz?”

“Teşekkürler, sanırım hepsini hatırlıyorum.” Önündeki bilgisayarda birkaç işlem yaptıktan sonra arkasındaki dolabın çekmecesinden bir anahtar çıkardı. “Odanıza çıkıp eşyalarınızı yerleştirebilirsiniz. İkinci kat, soldaki koridor. Manzaranız çayırlara bakıyor.” 

Bana söylendiği şekilde asansörle beraber ikinci kata çıktım ve koridorda biraz ilerledikten sonra anahtarın üzerinde yazan numaradaki odamı buldum. Bavulumu hemen girişte beni karşılayan ve bunun için tasarlandığı belli olan genişliğe yerleştirdim. Kurallar açıkça belirtiyordu ki bu bir sır. Bavulun içinde ne olduğu yani. Size ne olduğunu söyleyemem ama eninde sonunda anlayacağınızı umuyorum. Eşyalarımı dikkatlice yerleştirdikten sonra öğle yemeğine inmeden odayı incelemek için vaktim oldu. Zarif bir tasarımı olduğu söylenemezdi. Yapının ilk izlenimde verdiği temizlik ve aydınlık his, odaya da hakimdi ancak yaşanmışlık kolay silinebilen bir şey olmadığından eşyaların eskimiş olduğu göze çarpıyordu. Bunun bende iyi bir etki bıraktığını söyleyebilirim. Yoksa fazla steril havasıyla hastanede gibi hissedeceğim bu yerde bulunmak içimi sıkabilirdi.

Zemin kattaki yemek salonunda, köşede yanan şöminenin sıcaklığıyla doyurucu bir ziyafet çektim. Kimseyi tanımıyor olmanın verdiği garip bir rahatlık ve iç karartıcı bir sıkıntı vardı içimde. Bunun ne denli mantıklı duyulduğunu bilmiyorum ama o an, burada geçireceğim günlerde kimseyle bağ kurmazsam üzülürmüşüm gibi geldi. Oysa bu bir zorunluluk değildi. 

“Merhaba, buraya oturabilir miyim?” Benimle konuşan kişi, muhteşem pembe saçlara sahip ve benden muhtemelen birkaç yaş büyük bir kızdı. Başımla onayladıktan sonra yine o konuştu. “Neden buradasın?” Sorusunu nasıl cevaplayacağımdan emin olamayarak ona bakakaldım.  “Ne yapmaya geldin diye sormadım, korkma.” Şaşkın bakışlarımdan dolayı gülmeye başladı. “Ben iş yerim istiyor diye buradayım. Eğer bu ilgi alanımı bırakmaya niyetli değilsem kovulabilirmişim. Tabii bu kadar sert söylemediler ama ima ettiler.” Başımı anlarcasına salladım. 

“İlgi duyduğum şeyleri yapmayı erteleyen birisiyim,” diye başladım söze. “Buraya sevdiğim şeyi yapmak için geldim. Biliyorum biraz çelişkili bir hali var.”

Onu şaşırtabileceğimi düşünmemiştim. Saçma olduğunu değil, zekice olduğunu düşündüğünü söyledi. Yapmayı sevdiğim şeyi, kendi isteğimle bırakmak zorunda kalmanın hiçbir yanı zekice değildi halbuki. “Buradan çıkıp gittikten sonra ilgin kalmayacak ne de olsa. Ama sen doya doya yaşamış olacaksın.” Sonra içten bir şekilde güldü. Gözleri kısılıyor ve yanakları kıpkırmızı oluyordu. “Belki de odandan çıkmamalısın.” 

Akşam yemeğine kadar odamda kaldım. Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yeniden öğrenmeye çalışır gibiydim. Bir sürü teknik denedim. Bazılarında kötüydüm, bazılarında ise doğuştan iyiydim. Ortalığı dağıttığım apaçıktı. Yatağın üstünde, yerde, masada ve çekmecelerin üstünde yüzlerce malzeme duruyordu. Zaten belki de son kez kullanıyordum onları. Ya bavulumu burada bırakıp gidecek ya da üzerine bir not iliştirerek kilitli bir kutuda evime gönderilmesini rica edecektim.

Ertesi gün yağmur dinip güneş ortaya çıktığından perdelerimi sonuna kadar açtım. Yağmurlu havaları severim ama güneş her şeyi berrakça ortaya serdiği için bana ilham verebileceğini düşündüm. Kahvaltıya inmeyi aklımdan geçirdiysem de odamda kaldım. Bir fincan kahve ve odama getirmiş olduğum abur cuburla karnımı doyurdum. Akşam salona indiğimde yine şömineye yakın bir yerde oturdum. Artık tam odama çıkacaktım ki pembe saçlı kızı, pencerelerin önündeki koltuklarda oturmuş ve birisiyle konuşurken gördüm. Yanlarına gitmeye çekindim ama kendimi onların yanında buldum. Yeni tanıştığım kişi kırklarında bir doktordu ve burada olma nedeni yoğun hayatında ilgilerine zaman ayıramayacak olmasıydı. Sohbet aktı gitti ve benim neden burada olduğuma gelince doktor, içimi yumuşatmaya çalışırcasına konuştu.

İlerleyen günlerde odamın baktığı çayırda yürüyüşe çıktım ve muhteşem pembe saçlarıyla bana eşlik eden bir arkadaş edinmiş oldum. Arada bir neyi bırakmak için buraya geldiğini tahmin etmeye çalışıyordum. Doğal olarak ne desem reddediyordu. Zamanımı verimli kullanamasam da içim daha ferah, zihnim daha açık oluyordu. Çayırda ve yavaşça akan derelerin yanında, su seslerinin eşlik ettiği yürüyüşler çok kıymetliydi. Maalesef günlerden bir gün, benim gidişimden üç gün önce, pembe saçlı arkadaşımı uğurlamak zorunda kaldım. 

Buradaki son zamanlarımı en iyi şekilde geçirmem gerektiği baskısı, üzerime kasvetli bir hava çökmesine sebep oldu. Tadını çıkaramadığımı düşündüğüm anların beni gerçekten üzmesi, son akşamımda bir anda patlak verdi. Odamda ağladığım süre boyunca bir anlık sinir ve kalp kırıklığıyla şu ana kadar emek verip yaptığım her şeyi camdan aşağı attığımı hayal ettim. Belki bazıları pencerenin hemen altındaki derede yok olup gider, bazıları ise otların ve çiçeklerin arasında birisi onları bulana kadar beklerdi. Dehşet verici bir kaybetme korkusu içindeydim ve düzgün düşünemediğimi fark edip dışarı çıktım. Karanlıkta, çayırların daha da büyüleyici görünüyor olması inanılmazdı. Yıldızların parıltısı ve ay ışığında, aydınlıkta göremediklerimi gördüm. Suyun sesi daha bir berraktı ve kuşlar kulağımın hemen dibinde ötüyordu. 

Gece yarısında odama çıktığımda epey kirlenmiş olan ellerimi defalarca yıkadım ve bavulumu hazır hale getirdim. Sabah, giriş kısmına indiğimde beni yine ilk günkü kişi karşıladı. Odanın anahtarıyla beraber üzerinde evimin adresi yazılı olan bavulumu ona verdim.

“Burada tanıştığım birisi var.” Bavulumu işaret ettim. “İçinde ona göndermek istediğim bir şey var. Rica etsem postalayabilir misiniz?”  

“Maalesef. Ama merak etmeyin, sonuçta geride bırakacağınız tek şey seçtiğiniz uğraşınıza olan ilginiz olacak. Kapı bunu biliyor.” 

Her şey çok benzerdi. Atkım yine boynuma sarılıydı ve sırt çantam ağırlığıyla bana acı çektiriyordu. Buraya geldiğim ilk günden beri görmediğim beyaz koridora yöneldim. Şimdi o kadar da beyaz ve boş hissettirmiyordu duvarları. Sağ elimin parmaklarıyla hafifçe duvara dokundum. Pütürsüz yüzey, parmağımın sürttüğü yerde açık pembe rengine boyandı. Hemen elimi geri çektim ve etrafı kirletmekten çekinircesine hızlı adımlarla kapıdan dışarı çıktım.  

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.