İstanbul’un sırtlarında, denize bakmayan ama denizin kokusunu taşıyan küçük bir semt vardı. Sabahları fırının bacasından yükselen buğular, apartmanların arasında yavaşça dağılır; simit arabalarının tekerlekleri kaldırımlarda aynı ezberi tekrar eder; mahallenin kedileri, henüz uyanmamış insanlardan önce güneşi sahiplenirdi. Bu semtte herkes birbirini tanır, herkesin hikâyesini bilir, herkesin kapısının önünde bir gün...