“İki çocuklu dört kişilik bir aile ve bahçesinde salıncak kurulu dut ağacına sarılmış kollarıyla üzüm asması olan ahşaptan iki katlı köy evi. Henüz beş yaşında annemizin bizi terk edeceğini bilmeden mutlu mutlu sallanırdık üç yaşındaki kardeşim ve ben” Bu sözler, telefonun öbür ucunda, abi yurt çocuklarının dertlerini, yaşadıklarını ve çile...
İşte bir yıl daha bitti! Değişen hiç bir şey olmayacak! Yıllardır sürüp gelen aynı uğraşlarla, aynı çıkmazlarla boğuşarak geçti yıllarımız… Günleri, çoğu kez yarı mutsuz, yarı umutsuz, yarı üzgün, yarı sönük olarak geçirdik. Aynı kısır döngüler çıkmazında, hep bir koşuşturmanın içinde akşamlara ulaştık. Yine aynısı olacak, değişen hiç bir şey...
Hayatımızda her birimizin “astronomi” denen bu şeyin ne zaman farkına vardığını söylemek zor. Ancak, hayatımızın bir noktasında, her birimizin, gece gökyüzünde gördüğümüz evrenin muazzamlığıyla yüz yüze geldiğimizde aniden şaşkına döndüğümüz o an olduğunu söylemek güvenlidir. Şehirde yaşayan çoğumuz için, oradaki gökyüzünü rutin olarak gerçekten fark etmiyoruz. Şehrin ışıkları, her zaman...
Mecnun düşmüş çöllere bulmak için leylayıFerhat şirin uğruna delmiş dağı kayayıBen nasrettin misali ummalara mayayıÇalıyorum umudum son tepenin ardında Sığmayarak kabıma dolup dolup dolup taşarakÇileleri dertleri birer birer aşarakDinlenmeden durmadan çılgın gibi koşarakGeliyorum umudum son tepenin ardında Çaldığım kapılarda gözlediğim yollardaBin umutla iplikler bağladığım dallardaTuttuğum her dilekte baktırdığım fallardaDiliyorum umudum...
NE DEYİM Ali Akın(Albazoğlu) iki adam ile çıktım bir yola, ikiside yolda,sattı ne deyim. İnsanlıktan nasip almamış beyler, Ona,buna çamur attı ne deyim. Halbuki biriyle yola çıkarden, Satana söverim demiş idim ben, Söveceğim utanırım kendimden, Güvenimi erken yıktı ne deyim. Öbürünü anlatmaya hiç değmez, Gavur parasıyla üç kuruş etmez,...