UMUT UÇAR
…
Bazı insanlar kıymetinizi, siz yanlarındayken değil; yokluğunuzla yüzleştiklerinde anlar.
Hayat, insana en ağır derslerini çoğu zaman en çok değer verdiği insanlardan verir. Bazen bütün samimiyetinizle birinin hayatına dokunur, onun yükünü hafifletir, sessizce yanında durur ve hiçbir karşılık beklemeden elinizden geleni yaparsınız. Kırıldığı yerde teselli, yorulduğu yerde omuz, karanlığa düştüğü yerde ışık olmaya çalışırsınız. Fakat gün gelir, bütün bu çabanızın sıradan bir alışkanlığa dönüştüğünü fark edersiniz. Varlığınız kanıksanmış, fedakârlığınız görev sayılmış, sessizliğiniz ise her şeyi kabullendiğiniz şeklinde yorumlanmıştır.
İşte insanın en derin kırgınlığı tam da burada başlar: Bir yabancı tarafından anlaşılmamak değil, kendinizi en iyi anlatmak istediğiniz insanın gözünde görünmez hâle gelmek…
Çünkü insan, her zaman verdiğinin karşılığını beklemez; ancak verdiği değerin hiçe sayılmasını da kolay kolay kabullenemez. Bir teşekkürün, içten bir bakışın, samimi bir cümlenin bile ne kadar kıymetli olduğunu bilir. Bazen insanın bütün yorgunluğunu alacak şey büyük bir iyilik değil, yalnızca emeğinin fark edildiğini hissettiren küçücük bir inceliktir. Ne var ki bazı ilişkilerde bu incelik zamanla kaybolur. İyilikler unutulur, fedakârlıklar görünmez olur ve insan, kendi varlığının başkalarının hayatında ne kadar yer tuttuğunu sorgulamaya başlar.
Oysa sorun, her zaman sizin eksikliğiniz değildir. Bazen karşınızdaki insanın alışkanlıkları, beklentileri ve değerleri, sizin sunduğunuz güzelliği fark etmesine engel olur. Çünkü sürekli yanında bulunan birinin varlığı, kimi insanlara göre değişmez bir gerçekliktir. Hep anlayan, hep affeden, hep arayan, hep toparlayan birinin de yorulabileceği akıllarına gelmez. Onlar sizin sabrınızı sınırsız, sevginizi tükenmez, varlığınızı ise vazgeçilmez olduğu kadar garanti görürler.
Ta ki bir gün, o alışılmış varlık sessizce geri çekilene kadar…
İnsan bazen birinin kıymetini, onun yokluğunda değil; yokluğunda hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark ettiğinde anlar.
Çünkü bazı boşluklar kalabalıklarla doldurulamaz. Yerine yeni insanlar gelir, yeni sohbetler kurulur, başka sesler duyulur. Hayat dışarıdan bakıldığında devam eder. Fakat bir insanın size hissettirdiği güveni, gösterdiği özeni, sizi yargılamadan dinleyişini ve en zor anınızda yanınızda oluşunu başka birinde bulmak her zaman mümkün değildir. Herkes konuşabilir ama herkes anlayamaz. Herkes yanınızda durabilir ama herkes sizinle birlikte yük taşıyamaz. Herkes sevdiğini söyleyebilir ama herkes sevgisinin sorumluluğunu üstlenemez.
İşte gerçek değer, çoğu zaman bu ayrıntılarda saklıdır.
Ne var ki insanın yokluğunun fark edilmesini beklemek de başlı başına bir hayat sınavına dönüşmemelidir. Çünkü değerimizin anlaşılması için kendimizi tüketmek, sürekli bir şeyleri kanıtlamak ya da bizi görmeyen insanlara kendimizi göstermek zorunda değiliz. Bazen en doğru karar, daha fazla anlatmaya çalışmaktan vazgeçmektir. Herkese kendinizi açıklamak, her kırgınlığınızı dile getirmek ve her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda değilsiniz. Zira anlamak istemeyen birine en güzel cümleleri kursanız da anlatamazsınız; anlamaya niyetli bir insan ise bazen tek bir suskunluğunuzdan bile ne yaşadığınızı hisseder.
Burada sözünü ettiğimiz şey bir intikam değildir. Birini pişman etmek için uzaklaşmak, değerimizi göstermek için sessizliğe bürünmek ya da başkalarının kaybından mutluluk duymak da değildir. Asıl mesele, insanın kendisine karşı sorumluluğunu hatırlamasıdır. Başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendi huzurunu kaybetmemek, sevgi verirken özsaygısından vazgeçmemek ve bir ilişkide kalabilmek uğruna kendisini eksiltmemektir.
Çünkü kendinden vazgeçerek koruduğun hiçbir ilişki, sana gerçekten iyi gelen bir ilişki değildir.
Bazen uzaklaşmak, sevgisizliğin değil, insanın kendisine duyduğu saygının işaretidir. Bazen susmak, söyleyecek söz bulamamaktan değil, aynı şeyleri defalarca anlatmanın yorgunluğundan kaynaklanır. Bazen de gitmek, birini cezalandırmak için değil, artık kendinizi incitmemek için alınmış en zor karardır.
Elbette her gidişin ardından pişmanlık gelmez. Her insan kaybettiği şeyin değerini anlayacak olgunluğa sahip değildir. Bazıları yokluğunuzu hisseder ama neden uzaklaştığınızı sorgulamaz. Bazıları sizi özler ama size yaşattıklarını hatırlamak istemez. Bazıları da kaybettiği insanı değil, o insanın kendisine sunduğu konforu özler. Bu yüzden birinin geri dönmesi, mutlaka değerinizin anlaşıldığı anlamına gelmez. Asıl ölçü, geri dönüşün kendisi değil; değişen davranışlar, üstlenilen sorumluluklar ve gösterilen samimiyettir.
İnsan, özlenmekle değer görmek arasındaki farkı da burada öğrenir.
Birinin sizi araması, size ihtiyaç duyduğu için olabilir. Yanınızda olmak istemesi, yalnızlığını gidermek için olabilir. Fakat size gerçekten değer veren insan, yalnızca kaybetme ihtimali ortaya çıktığında değil, siz yanındayken de bunu hissettirir. Sizi incitmemeye özen gösterir, sınırlarınızı önemser ve varlığınızı bir alışkanlıktan ibaret görmez. Çünkü gerçek sevgi, yalnızca kaybettiğinde duyulan özlemden değil, elindeyken gösterilen özen ve sorumluluktan anlaşılır.
Hayatın en acı gerçeklerinden biri de şudur: Bazı insanlar, kendilerine sunulan değerin büyüklüğünü ancak daha azıyla karşılaştıklarında anlar. Bir mücevherin kıymetini sıradan taşların arasında değil, onu kaybettikten sonra fark ederler. Fakat bu fark ediş her zaman bir telafiye dönüşmez. Bazen insan gerçeği anladığında, karşısındaki çoktan yorulmuş, içindeki umutları tüketmiş ve kendi yoluna çıkmıştır.
İşte o noktada zaman, kimseye hesap sormadan kendi hükmünü verir.
Ancak burada unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Sizin değeriniz, bir başkasının sizi ne zaman fark ettiğiyle başlamaz; o farkındalık hiç oluşmasa bile eksilmez. Bir insanın sizi takdir etmemesi, yaptığınız iyilikleri anlamsız kılmaz. Birinin sevginizi karşılıksız bırakması, sevmeyi bilmediğiniz anlamına gelmez. Birinin kıymetinizi bilememesi, kıymetsiz olduğunuzun kanıtı değildir.
Bu nedenle hayatın bir döneminde kendinizi anlaşılmamış, görülmemiş ya da hak ettiğiniz değerden uzak bırakılmış hissediyorsanız, önce kendinize dönün. Nerede fazla sustuğunuzu, hangi noktada kendi ihtiyaçlarınızı ertelediğinizi ve hangi ilişkide yalnızca karşı tarafı kaybetmemek uğruna kendinizden uzaklaştığınızı düşünün. Bu sorgulama kendinizi suçlamak için değil, bundan sonra kendinize daha adil davranabilmek içindir.
Çünkü insan, başkalarının kendisine nasıl davranacağını bütünüyle belirleyemez; fakat hangi davranışlara ne kadar süreyle izin vereceğini öğrenebilir.
Ve belki de büyümek, tam olarak budur: Herkesi hayatınızda tutamayacağınızı, her kalbe dokunamayacağınızı ve ne kadar iyi niyetli olursanız olun herkes tarafından anlaşılmayacağınızı kabullenmek… Buna rağmen kalbinizi taşlaştırmadan, iyiliğinizi kaybetmeden ama sınırlarınızı da unutmadan yaşamaya devam etmek.
Unutmayın; her sessizlik yenilgi, her uzaklaşma kayıp değildir. Bazen sessizlik insanın kendisini yeniden duymasıdır. Bazen uzaklaşmak, yıllardır ihmal ettiği kendi ruhuna yaklaşmasıdır. Bazen de bir kapıyı kapatmak, insanın kendisine açtığı yeni bir hayatın ilk adımıdır.
Endişelenmeyin… Bir gün herkes sizin değerinizi anlayacak diye değil, siz kendi değerinizi başkalarının anlayışına bağlı olmaktan çıkardığınızda içiniz huzur bulacak.
Belki birileri yokluğunuzda sizi arayacak, belki bazıları geç de olsa neyi kaybettiğini anlayacak. Belki de hiçbir şey değişmeyecek. Fakat sizin için asıl mesele artık bu olmamalı. Çünkü hayat, birilerinin pişmanlığını bekleyerek geçirilemeyecek kadar kısa; kendinizi yeniden bulmak için ise her zaman yeniden başlayabileceğiniz kadar değerlidir.
Bırakın, herkes kendi anlayışı kadarını görsün, kendi kalbi kadarını hissetsin ve kendi olgunluğu kadarını kavrasın. Siz, bir başkasının gözünde değerli görünmek uğruna kendi gözünüzde eksilmeyin.
Zira bazı değerler, alkışlarla duyurulmaz. Bazı iyilikler, karşılık bulmadığında bile anlamını yitirmez. Bazı insanların hayatımızda bıraktığı izler ise ancak zaman geçtikten sonra anlaşılır.
Ve bazen en güçlü cevap, bir gün dönüp baktığınızda artık kimsenin sizi fark etmesini beklemiyor olmanızdır.
Çünkü insanın en büyük zaferi, kendisini kaybedenlerin pişmanlığını görmek değil; kendisini kaybetmeden yoluna devam edebilmektir.
Değeriniz, bir başkasının geç kalmış farkındalığına emanet edilemeyecek kadar büyüktür.