DOLAR
18,4849
EURO
17,8857
ALTIN
971,89
BIST
3.260,15
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Çarşamba Açık
27°C
Perşembe Az Bulutlu
25°C
Cuma Az Bulutlu
25°C
Cumartesi Az Bulutlu
24°C

Tiyatrocu Yazar Erdem KAYA Röportajı

Tiyatrocu Yazar Erdem KAYA Röportajı

Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba ben Tiyatrocu Yazar Erdem KAYA.

Nüfusa 01.01.1966 olarak kayıtlı olsam da, 18.08.1968 yılında Tokat’ın Niksar İlçesi Özalan (Olukalan) köyünde Medet ve Muteber KAYA çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Dört erkek kardeşin en büyüğü benim. Yani hayata iki yaş büyük başladım.

İstanbul’a göçün yoğunlaştığı dönemde ne yazık ki sıla gurbet arasına sıkışan birçok çocuk gibi bende ilkokulu dönüşümlü olarak İstanbul da ve köyümde, dedemin yanında okudum. İlkokul beşi bitirince anne babamın yanına İstanbul’a kalıcı olarak geldim. 1979/1980 yıllarında ki terör olayları yüzünden ne yazık ki okula devam edemedim. İnfaz koruma baş memuru olan babam Medet KAYA tarafından, akrabalarımın yanına çırak olarak işe verildim.

1988 yılında Kâtibe Hanım ile evlendim. 1989 yılında büyük oğlum Mehmet, 1994 yılında küçük oğlum Eren dünyaya geldi. İki oğlumu da evlendirdim, şu an dede olmanın mutluluğunu yaşamaktayım.

Gayet mütevazı bir yaşam sürerken 1993 yılında köylülerimiz ile Özalan (Olukalan) Derneğini kurduk. Derneğinin kurulması ile birlikte sosyal ve kültürel çalışmalara başladım.

En genç yönetici olarak bana verilen görevle Dernek Gençlik Kollarını kurdum. Gençlik Kollarında görevli gençlerle beraber Futbol Takımı, Semah ve Halk Oyunları Ekibi, Tiyatro Grubunu oluşturdum. Dernek bünyesinde “Gençliğin Sesi” adında bir dergi çıkartım.

Uzun yıllar derneğimizde Yöneticilik ve Başkanlık yaptım. 1996 Yılında hayatımın en zor dönemlerini yaşadım diyebilirim. Derneğin Yönetim Kurulu olarak memleketimize giderken, Kurşunlu mevkiinde bir trafik kazası geçirdik. Bu kazada Dernek Başkanı aynı zamanda dayım olan Hüseyin GÜMÜŞ’Ü kaybettik. Bende de o kazada yaralanıp ameliyat olduktan sonra dört ay koltuk değneklerine mahkûm oldum. Tabi bu arada işlerim bozuldu, iş yerimi kapatıp özel bir firmada işe başladım.

Bu tatsız olay maddi manevi beni çok yıprattı ama sosyal ve kültürel çalışmalardan alı koyamadı. Dernek Yöneticiliğinin yanı sıra İkitelli Cem Vakfı Şubesinde Gençlik Kolları Başkanlığı yaptığım dönemlerde İkitelli Cem Vakfı Tiyatro Grubunu kurdum ve 11 yıl boyunca bu grubun hocalığını yaptım.

Birçok kurum ve kuruluşta tiyatro grupları kurarak aynı zamanda hocalığını yaptım.

2017 yılında (EKST) Erdem Kültür Sanat Topluluğu’nu kurdum. Tiyatro kurslarımı ve tiyatro çalışmalarımı halen burada sürdürmekteyim.

Köşe yazarlığını da yaptığım Tokat Gündem Gazetesinin tertip ettiği Tokat’ın enleri ödül töreninde en iyi Tokatlı Tiyatrocu dalında ödüle layık görüldüm.

2018 yılında Yazar ve Şairlerden oluşan Kalemin Gücü Platformunun kurucularından olup halen eş başkanlık görevini de yürütmekteyim.

Yazmaya nasıl başladığınızdan ve ne kadar zamandır yazdığınızdan bahseder misiniz biraz?

Bende birçok yazar gibi çocuk yaşlarda şiir yazarak bu yola çıktım. Dernek yöneticiliği dönemlerimde gelen teklifler doğrultusunda köşe yazmaya başladım. Küçükçekmece Bakış Gazetesin de “GÖNÜL SESİ” adlı köşemde, 5 yıl köşe yazarlığı yaptıktan sonra Tokat Kültür Haber Dergisi ve Tokat Gündem Gazetesinde yine “GÖNÜL SESİ” adıyla köşe yazarlığına başladım ve halen yazmaya devam etmekteyim.

Şiir, köşe derken, 1995 yılından dernek tiyatro grubunu kurduktan sonra Tiyatro oyunu yazmaya başladım. “BİZDE YAŞADIK”( Hasan ağa) ilk tiyatro oyunumdu. Dernek olarak yaptığımız etkinliklerde yazdığım ve yönettiğim oyunlar beğenilince, oyun yazma konusunda cesaretlendim ve 1997 yılında “GEÇTE OLSA BAŞARDIK” adlı ilk büyük tiyatro oyunumla bu kez tiyatro sahnelerine merhaba dedim. Kısa oyunla başladığım tiyatro yazarlığı ve yönetmenliği daha sonra birçok uzun oyunla sahnelerde olmama vesile oldu. Yazıp yönettiği bu oyunlarda aynı zamanda kendimde oyuncu olarak yer alıyorum.

İstanbul Okullar arası gerçekleştirilen tiyatro yarışmalarında yazıp yönettiğim ” GECENİN ÇOCUKLARI” adlı tiyatro oyunum ile birincilikler kazandım.

Çeşitli TV kanallarında kısa Oyunla, parodiler sergiledim. Yine özel bir TV kanalında Yazar ve Şairleri ağırladığım, “GÖNÜL SESİ” adında edebiyat ağırlıklı bir program yaptım.

Aynı zamanda 1995 yılından dernek tiyatro grubunu kurduktan sonra Tiyatro oyunu yazmaya başladım. “BİZDE YAŞADIK”( Hasan ağa) ilk tiyatro oyunumdu. Dernek olarak yaptığımız etkinliklerde yazdığım ve yönettiğim oyunlar beğenilince, oyun yazma konusunda cesaretlendim ve 1997 yılında “GEÇTE OLSA BAŞARDIK” adlı ilk büyük tiyatro oyunumla bu kez tiyatro sahnelerine merhaba dedim. 1995 yılından bu yana oyun yazıp yönetiyor, bu oyunlarda oyuncu olarak da yer alıyorum

Yayınladığınız kitap sayısı ve konuları nelerdir?

Şiirle çıktığım bu yolda, daha çok Tiyatro Oyunu yazarlığım ön plan çıktı. Yine tiyatro oyunu olarak düşündüğüm fakat kitaba dönüşen ilk kitabım “TAHTA ARABA” 2008 yılında kitapseverler ile uluştu. Benim için tarifsiz bir duyguydu bu. Evet, yazdığım Tiyatro Oyunları beğenilmişti, ya kitabım nasıl bir tepki alacaktı merak ediyordum. Genç bir adamın hatırlamak istemediği geçmişinden kaçmasını, fakat o ne kadar kaçmaya çalışsa da tavan arasında çocukluğuna ait objeler ile o günleri hatırlaması ve geçmişiyle yüzleşmesini anlatan “TAHTA ARABA” okurlar tarafında güzel tepkiler alınca kitap yazma konusunda beni cesaretlendirmiş oldu.

2016 yılında 2. Kitabım “SEVGİYE CEZA’ YI çıkardım. İki kitabım arasında oldukça uzun bir süre var, çünkü kitabımın konusu yüzünden yayın evleri basma konusunda hep olumsuz bir tavır sergiledi. Alevi Sünni iki gencin aşk mücadelesini ve aileler arasında ki çekişmeyi, önyargıların insanlar üzerindeki etkisini anlatan bu romanım çıktıktan çok kısa bir süre sonra ikinci baskısını yaptı.

2019 Yılında 3.Kitabım “ÜŞÜYEN DÜŞLER” çıktı. “GECENİN ÇOCUKLARI” adıyla okullar arası tiyatro yarışmasında ödül kazanan tiyatro oyunumu, konusu itibariyle daha fazla kitleye ulaştırmak istediğimden dolayı kitaba dönüştürerek “ÜŞÜYAN DÜŞLER adıyla kitapseverlerin beğenisine sundum. Sokak çocuklarının hayatını anlatan ve aile çocuk ilişkisini irdeleyen bu romanımda büyük ilgi gördü. Sadece gençlerin değil ailelerinde okuması gerektiğini düşündüğüm, sokakta yaşamak zorunda kalan sokak çocuklarının ibretlik hayat hikâyelerinin yer aldığı bir eser oldu.

2019 yılında Kalemin Gücü Platformu 27 yazarı ile birlikte çıkarmış olduğumuz “ KALEMLERİN DANSI” Antoloji Kitabında, Koruyucu bir aileyi konu alan “BİZİM GAYEMİZ” adlı öyküsü ile yer aldım.

2022 yılında 4.Kitabım “MELEKLER ŞAHİT OLSUN” 1 ay içerisinde okurlar ile buluşacak. “MELEKLER ŞAHİT OLSUN” Kleptomani hastası bir gencin polisten kaçarken girdiği bir evde yaşlı bir kadının bakıcısı tarafından şiddette maruz kaldığını görmesiyle başlayan ve sürprizlerle devam eden güzel bir roman olduğuna inanıyorum.

Tiyatro ile ilgili de tiyatro hayattır. Bana göre her şeydir.

Toplumu eğiten en önemli sanat dallarından birisi, hatta en önemlisi diyebilirim.

İlkokulda başlayıp yüksekokullara kadar her dönem okullarda mutlaka tiyatro eğitimleri verilmelidir. Bu eğitimler illa sahneye çıkmak için değil insanın ufkunun genişlemesi, kişiliğinin gelişmesi açısından çok önemlidir.

Kısa oyunla başladığım tiyatro yazarlığı ve yönetmenliği daha sonra birçok uzun oyunla sahnelerde olmama vesile oldu. Yazıp yönettiği bu oyunlarda aynı zamanda kendimde oyuncu olarak yer alıyorum.

Geçte olsa başardık, İstasyon Büfe, Bir Damlada Bin Türkü, Çocuk Kadınlar. Gecenin Çocukları, Bebek Kimin, Hastane, Tuvalet, Çocukça, Durak, yazıp yönettiğim, oyunlarımdan birkaçı. Kerbela, Hey Onbeşli, Kuvayi Milliye gibi oyunları da düzenleyip sahneledim.

İstanbul Okullar arası gerçekleştirilen tiyatro yarışmalarında yazıp yönettiğim ” Gecenin Çocukları” adlı tiyatro oyunum ile birincilikler kazandım.

Yazarken karşılaştığınız zorluklar oldu mu? Yazmak ve yayınlamak; sizin için hangisi daha zordu?

Elbette. Yer yer tıkandığım zamanlar oluyor. Eserlerimde yaşanmışlıkları aktarmaya çalışırım buda bazen kafanızdan geçenleri istediğiniz gibi aktarmakta sıkıntı doğurabiliyor. Almış olduğunuz notları kurgulamakta bir şeyler yolunda gitmeyebiliyor. Onun için ben bu durumlarda bir süre yazmaya ara verip kendimi dinlerim.

Yazmak elbette kolay değil, günlerce, aylarca hatta yıllarca bir eser için mücadele ediyoruz. Ortaya çıkan eseri yayınlamak en az yazmak kadar zor. Biz eserinize bir bebek hassasiyetiyle yaklaşırken, yayınevleri ne yazık ki bu işe ticari bakıyor. Yazarların haklarını pek düşündükleri söylenemez. Dağıtımlarda ve fuarlarda yeteri hassasiyeti göstermeyince eseriniz ne kadar iyi olursa olsun okura ulaşmakta güçlük çekiyor.

Sanırım bu durumda kitabı bastırıp okura ulaştırmak daha zor.

Tiyatro için de kesinlikle diyebilirim. Ülkemizde sanat üretmek çok zor. Özellikle amatör tiyatrolar bu konuda çok mağdur. Maddi manevi desteğe ihtiyaçları var.

Bizlerde çok zorluk yaşadık. Sahne bulamadığımız için boş mekânlara paletlerle sahne inşa edip, halı rulolarını üst üste yığıp sahne yaptığımız zamanlar oldu.

Dekor kostüm için çok büyük sıkıntılar yaşadık, hala da yaşıyoruz.

Yazılarınızda sizi besleyen kaynaklar nelerdir, ilham kaynağınız nelerdir; biraz bahseder misiniz?

Ben eserlerimde yaşanmışlıkları konu ediniyorum. İlk romanım da kurgu olsa da büyük bir bölümünde yaşanmışlıklar var. Elbette yaşanmışlıkları kurgulayıp Roman haline getirip okurun beğenisine sunuyoruz. Eserlerimde halkın her tabakasından insanların rahat okuyabileceği bir dil kullanmaya özen gösteriyorum. Kitabı okuyan kişi, kendisi yaşamamış olsa da mutlaka çevresinden birilerinin yaşadığı hikâyeyi okuyormuş hissine kapılmasını isterim.

Ben insanların yaşanmışlıklarından besleniyorum diyebilirim. Beni besleyen kaynaklar hayatın ta kendisi. Eğer eserinizde bir yaşanmışlık yoksa sanki bir şeyler eksik gibi geliyor bana.

Tiyatroda da benim oyunlarım genelde sosyal içeriklidir. Gazete, TV de izlediğim bir haber oyunlarımın ortaya çıkmasına vesiledir. Etkilendiğim bir olayı kaleme alıp, seyirciye sunarak toplumsal duyarlılık yaratmaya çalışırım. Yalınayak gördüğüm bir çocuk, kaldırımda oturmuş ağlayan yaşlı birisi, yaralı bir sokak hayvanı eserlerime kaynak olabiliyor. Komedi oyunlarımın içinde bile mutlaka sosyal bir mesaj olur.

Kitap okur musunuz? Bulunduğumuz dönemde yayınlanan kitaplarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Elbette okuyorum. Zaten okumadan yazmak bana biraz yanlı geliyor. Eğer bir eser ortaya çıkaracaksanız bunla ilgili gerekli bilgilere ulaşmalı, okuyarak kendinizi geliştirmelisiniz. Yoksa yazdıklarınız, ürettikleriniz afaki olacaktır.

Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de çok kıymetli eserler ve yazarlar var. Ne yazık ki bazı yazarlarımız eserlerini yeteri kadar tanıtamadığı ya da, basım yayın süresince yaşadığı olumsuzluklardan dolayı küsüp kabuğuna çekiliyor. Fuarlarda da tanık olduğumuz gibi, sadece birkaç video ile ünlenen ve bu ünü kullanıp içi bomboş eserler çıkartan kişilerin stantlarında imza kuyrukları oluşurken, çok kıymetli yazarlarımızın ve eserlerinin rağbet görmemesi ne yazık ki bu kıymetli yazarlarımızı kırılıp inciniyor. Buda edebiyatımızın geleceği açısından son derece üzüntü verici.

Okurlarımızdan ricam, lütfen fuarlarda tanımadığınız yazarlarla sohbet edin, tanışın. Kitabını almak zorunda değilsiniz, onlar kitabını almadınız diye size asla gönül koymazlar.

Tiyatroda birçok eser sahneleniyor, elbette hepsini ta ip etmek mümkün olmuyor. Elimden geldiğince oyun izlemeye çalışıyorum. Eski ustalarımızın eserleri hala günümüzde ilgi görüyorken yeni oyunların bazıları sırf gişe için müstehcen ve argo küfürden ibaret. Küfrün çokluğu bence tiyatrodaki espri yeteneğini köreltiyor. Evet, tiyatroda özgürlük var ama tiyatronun da bir adabı var. Ne yazık ki izlediğim bazı oyunlarda bu çizgi fazlasıyla aşılmış

Yazmanın sizin için ne ifade ettiğini öğrenebilir miyiz?

Yazmak hayata yön vermektir. Geleceğe ışık tutmak, bu ışığı yaymaktır. Yetişecek nesillere düzgün zemin hazırlamaktır.

Yazmak özgürlük, yazmak var olmaktır.

Yazmak yürek işidir.

Tiyatro benim için yaşam demek. Tiyatro sahnesinde özgürüm. İstediğime isteğim şekilde sahneden ulaşabiliyor, derdimi onlara daha kolay anlatabiliyorum.

Birçok öğrencimin tiyatro sayesinde hayata tutunduğunu, yanlışının farkına varıp, başarıya daha kolay ulaştığına tanık oldum. Bu da beni tiyatroya daha da bağladı diyebilirim.

İyi yazmak için bir formül var mıdır size göre?

Ben hiç formül kullanmadı. Duygu varsa, hassasiyet varsa yazmak formül istemez bence. Yazmak için insanı tanımak, kâinatı tanımak ve kendini tanımak gerek, eğer bunları tanımadıysan yazarken formülde kullansan, yazdıklarınla okuyana duyguyu aktaramadıysan her şey boş bence. O zaman kalemi bırakmalı insan.

Tiyatro ve her alanda ben daha iyi olmak için hiç çabalamadım ve eserlerimin etkili ve insanlar üzerinde hayata dair bir izler bırakabilmesi için çabaladım. Eğer bunu formül olarak kabul ederseniz benimde formülüm budur.

Yazmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?

Çok okusunlar. Araştırsınlar ve çevrelerine karşı duyarlı olsunlar. Baktıklarını iyi görmeye çalışsınlar. Yazar olmak isteten kişi bakar kör olamaz.

Oyun sergilemek için de hissetmek, görmek, duymak ve anlamak, önce bunlara sahip olunmalıdır. Eğer dizi kanayan bir çocuğun acısını yüreğinizde hissetmiyorsanız, yanlış yapana göz yumup görmezden geliyorsanız, haksızlıklara karşı duyarsız kalıp, yükselen sesleri duymuyorsanız, en kötüsü de dünyada olup biteni anlamıyorsanız hiç elinize kalem almayın derim. Çünkü o eser olmayacak sadece kişinin egosu olacaktır. Ama yukarıda bahsettiklerime sahip olan herkesin elinde kalem olmalıdır. Çünkü eserlerimizle, bu şekilde güzelleştirebiliriz dünyayı.

 Buradan okurlarımıza mesajınız nedir, ne söylemek istersiniz?

İnsani değerlerin önde tutulması gerektiğini düşünmekte,  sevginin yüceliğine inanmaktayım. Karşılıklı diyalogla çözülemeyecek hiçbir sorunun olmadığını savunmaktayım. Bu konuda gençlerin daha öngörülü olduğunu düşünüyorum. Onun içindir ki yapmış olduğum bütün çalışmalarda çocuklara ve gençlere çok değer veriyorum. Bütün önceliğim gençlik olmuştur. Bu yüzdende sayısız gençle çalışmış, gençlerle birlikte birbirinden güzel, birçok çalışma gerçekleştirdim.

Yapmış olduğum tüm konuşmalarımda, vermiş olduğum Tiyatro eğitim çalışmalarında benim amacım, gençlerimizi ünlü artistler olarak yetiştirmek değil, kişilikli, saygılı, ne istediğini bilen, ufku açık, ailesine, vatanına ve topluma faydalı bireyler olarak yetiştirebilmekti amacım.

Onun için okuyun ve güzel bir gelecek için çocuklarınızı güzel yetiştirin.

Bu dünyayı sevgi kurtaracak.

Sanattan uzak durmayın. Toplumu ancak sanat geliştirebilir. Çocuğunuzu herhangi bir sanat dalına yönlendirin ama onların istedikleri sanat dalına. Sanatla uğraşan insanların yüreğinde kötülük barınmaz.

Saygılarımla.

Tiyatrocu Yazar Erdem KAYA

Erdemkaya.gonulsesi@hotmail.com

Yorumlar