
Sibel Çelikel
Murat Engin Deniz’in Servisteki Kalem adlı novellası, okuru bir olay örgüsünün peşinden sürüklemekten çok, bir zihnin karanlık kıvrımlarında dolaştıran, rahatsız edici olduğu kadar sarsıcı bir metin. Bu kitapta anlatılan şey yalnızca bir şiddet hikâyesi değildir; asıl anlatılan, şiddeti mümkün kılan düşünce yapısı, suçun nasıl meşrulaştırıldığı ve “haklılık” duygusunun bir insanı nereye kadar sürükleyebileceğidir.
Romanın merkezinde Ozan ve Nazlı vardır; ancak metin ilerledikçe okur, asıl çatışmanın bu iki karakter arasında değil, Ozan’ın zihninde yaşandığını fark eder. Sessizlik, kıskançlık, kontrol ve şüphe; sevgi kisvesi altında büyür, zamanla bir iktidar biçimine dönüşür. Yazar, şiddeti ani patlamalarla değil, yavaş yavaş inşa edilen bir süreç olarak ele alır. Bu yönüyle Servisteki Kalem, yüksek sesli bir dramdan çok, içten içe genişleyen bir gerilim metnidir.
Murat Engin Deniz’in dili bilinçli bir sadelik taşır. Cümleler süslenmez, dramatize edilmez; çünkü yazar, okuru duyguyla yönlendirmek yerine düşünmeye zorlar. Şiddet açıkça teşhir edilmez ama etkisi her satırda hissedilir. Özellikle Ozan’ın iç monologları, suçun nasıl başkasına yüklendiğini, bireyin kendini temize çıkarırken nasıl bir “düşman” yarattığını çarpıcı bir berraklıkla gösterir. Avukat figürü, hukuk, uzaklaştırma kararı ve “hak” kavramı; Ozan’ın dünyasında adalet değil, tehdit olarak algılanır. Bu algı, metnin en güçlü ve en ürkütücü yanlarından biridir.
Kitap, güncel bir toplumsal yaraya da doğrudan temas eder: Kadına yönelik şiddet ve bu şiddetin ardındaki zihinsel mekanizmalar. Servisteki Kalem, mağduriyet anlatısına sığınmadan, failin zihnini merkeze alarak ilerler. Bu tercih, okuru rahatlatmaz; aksine huzursuz eder. Çünkü metin, “kötü”yü dışarıda, uzakta bir yerde değil; gündelik hayatın içinde, sıradan bir adamın düşüncelerinde arar.
Novellanın adında yer alan “kalem”, yalnızca bir nesne değildir; yazının, hukukun, kararın ve kaderin sembolüdür. Servis ise hem bir mekân hem de toplumsal düzenin işleyişine dair ironik bir göndermedir. Pedal, takip, sessizlik ve yüzleşme gibi bölümlerle ilerleyen yapı, okuru adım adım kaçınılmaz sona taşır.
Servisteki Kalem, kolay okunan ama kolay hazmedilen bir metin değildir. Okurdan hız değil, dikkat ister. Her bölüm, “Ben olsam ne yapardım?” sorusundan çok daha rahatsız edici bir soruyla karşı karşıya bırakır okuru: “Bu düşünce bende nasıl filizlenebilir?” İşte kitabın asıl gücü tam da burada yatar.
Sidera Yayınevi etiketiyle yayımlanan bu novella, çağdaş Türk edebiyatında vicdanla yüzleşmeyi göze alan metinler arasında yerini alıyor. Murat Engin Deniz, Servisteki Kalem ile okuru suçlamıyor; ama onu aynaya bakmaya zorluyor. Ve bazen edebiyatın en güçlü yaptığı şey de tam olarak budur: Susturmak değil, uyandırmak.