Dinle oğlum çırak söylediğimi anlamamışın Söylediklerimi kulak ardı etmişsin Sen hiç bir şey öğrenmemişsin Kuru ağaç gibi kalmışsın *** Dinlemedin demek ki ihtiyar ustanı Kapatmışsın söylediklerime kulaklarını Anlatamamışım sana hayatı Seç dedim sahte olan dostluklarını *** Demek ki beni hiç dinlememişsin çırak Desem ki sana ahmak Değilsin ki sen ahmak ...
Halide Halid “ÖNCE VATAN” serisinden: Senin cennetine muhtacım… Hayat dediğin mücadelelerle hüzünlü ve mutlu sürprizlerle dolu bir yerdir. Bakarsın sana beklemediğin yerde, beklemediğin anda öyle bir darbe vurur ki donup kalırsın. Ve yahut da seni öyle mutlu eder ki, yine de donup kalırsın. ŞEHİT ömrüne bunları yansıtamıyorum, çünkü...
Çuvaldan elbise… Her elbisenin altında yatan bir hikaye olduğuna inanırım, fakat çuvaldan yapılmış bir elbisenin fikri beni özellikle heyecanlandırdı. Araştırmalarım sırasında, 1930’lu yıllarda yaklaşık 3.5milyon kişinin zorunluluktan çuvaldan elbise giydiğini öğrendim. Günümüzde istediğimiz her şeyi rahatça giyebiliyoruz, peki ya o zamanlar? Kavurucu sıcaklarda bir çuvaldan elbise giymek zorunda kalmanın nasıl...
Hayırlı günler dilerim Arkadaşlar! Cicero diyor ki: Bilgisizlik, İnsanın gönül rızası ile istediği bir talihsizliktir… – – – – – – – – – – – – – – Hakikaten esef verici… Böyle bir şeyi hangi ahmak ister ki… Okuyunca çok şaşırdım… Şimdi bu zatın kim olduğunu da yazalım ki;...
Sorma, sual etme, yorma sen seni Batını, zahiri gördüm de geldim. Sırrı hakikatin sonsuz bendini Kendi ellerimle ördüm de geldim. *** Hamdım, yandım, piştim, kapıda kaldım Bazen bir uykuda ummana daldım Elham’dan, İhlas’tan dersimi aldım Kırkların cemine girdim de geldim. *** Pirin huzuruna postumu serdim Bacı, kardeş ile ikrarı verdim...
Derdine meftun bir yüreğim var,, Aşkına bizar olmuş kocaman bir sevda.. Gittiğin yerlerde bir yâd’ına eremedik,, Sevsende sevmesende ne anlamı var..? Derdi sükûta son söz/ vurgun ise Feryadı figana çaremi var..? Beklemek umut mu sanıyorsun Mevsim döndü hazana,, Seviyorum demenin ne faydası var..? Mahkûmiyetimi aşkına ödülmü sandın,, Prangalar çoktan pas...
Beni asmadan önce mavi gökyüzünü anlatın O maviliklerde uçan kuşları anlatın, süt beyazı bulutları ve rengârenk uçurtmaları… Maviliklerde uçmayı öğretin bana ardından yağmur gibi onurlu ölmeyi… *** Nasılsa şiirlerimi asamazsınız, kalemimi, defterimi, kimliğimi, çocukluğumu… Dilerim hırpalamazsınız benden geriye kalanları *** Adı belli bir şehirde doğmuşum, şimdi adı saklı bir şehirde...
Beraber içtik bir çay ve kahve Altın boynuz Haliç ile birlikte Piyerlotinin kendi cafesinde Piyerlotide iştirak etti bize Ağaçlar şarkı söyledi yürekten bize Kuşlar çay ve kahve ikram etti Yeni bir romana başladı piyarloti Romanın ismi ayrılık ve hasretti Dertleştik üçümüz hep birlikte Ağaçların o güzel gölgesinde Bakarak galata köprüsüne...
Hocam…hocam…hocam! Dalmışsınız hocam, ne dir sizi bu denli düşündüren şey? Ne mi düşünüyorum? Hiçliği! Yapmayın hocam, mantıklı bir şey söyleyin bari; size inanmam için. Hiçlikte mi düşünülürmüş, adı üzerinde hiçlik. Ne söylememi beklerdiniz mesela? Evrenin sırlarına erişebilmek için, uzay çalışmalarında gelinen noktanın yeterli olup olmadığı … Bildiğim kadarıyla ihtisas alanınız...
Hayırlı akşamlar değerli arkadaşlar! Amos Parrish diyor ki: “Alışkanlıklar anahtarları kaybolmuş kelepçeler gibidir.” Acizane ben de diyorum ki, Nasıl bir davranış sergilersen, Onunla anılır, onun karşılığını bulursun… Tabii Amos, bu sözü yapılan hatalar için söylemiş… Neden! Çünkü! Hatalar da çok sıklaşma görülürse, alışkanlık olur. Alışkanlıklar karakter belirleyicidir! Aslında insanda hasıl...