^^ Ve evlere dönme zamanı, Düş ardıydı sanki. Hangi kapı açılırdı hiç düşünmedik biz! Kan ağladı kelimelerimiz Belki de sürç-ü lisânımızdan… Başımıza çarpan Bu ‘âh’ kimin bedduasıydı ki? Bilemedik!.. Aşkın niyazı değil de Neden ayazı vurmuştu ki ense kökümüze? “Boş ver” demiştik hatırladın mı Esila, “Boş veeeer!” Tezene; nereden incitmişse...
Gülümsemesi her hücremi yenileyen güzel, Yineleyen zerreleri; düşten kolinilerde! Sen ki, kıvılcımı volkana döndüren dilber! Mâğmasın , tüm dünyaların çekirdeği, Uğurladığım Venüs baharım. Bu yüzden ki aklı zayi, Aşk haliyle dönmekte, Yörüngene çekimli seyyareler.. Vah ola ki her bir naçar adım, Gök taşları dökülesi hasret mecralarına.. Dem be dem, dil...
Aşk, bir gözün derinliklerinde başlar, Bir dokunuş, bir gülüş, bir kelime. Sonsuz bir deniz, dalgasız ve sakin, Kalbimizde bir melodi gibi çalar. Bir bakış, bir an, bir ömür kadar uzun, İki ruhun birleştiği yerlerde. Bir rüzgarın savurduğu yaprak gibi, Hissederiz aşkı, her bir mevsim. Sevdanın rengini alır gözlerimiz, Bir umut...
Gelmeyin üzerime bu gün, bir başka diyarda geziyorum. Bir baskayim bu gün. Cimenim bu gün. Topragim; toprağın içindeki tohum, tohumda filiz veren fideyim. Mevsiminden önce boy vermis fidanim. Mevsimler gelip geçmiş benden yılların hoyratligina inat sessizce köşesinde bekleyen bir ceviz ağacıyım. Ağaç dalinda sallanan, rüzgarı esintidiyle savrulan yapragim bu gün....
Alma verme dengesi dünyaya açılan kapı sağımız solumuz iyilik ve kötülük hepsini bir kavram toplayıp bir kapta topladım. İyilikler çokça hep kendimizden vermek vermek vermek kusursuzca dünyaya iyilik yapmak bütün kapılarda herkese sunmak. Karşılık beklemeden sonsuzca verme dengesinde kaybolmak kaybolurken unutmak başkalarına iyilik yaparak değerli olmak dünyayı kurtaran bireylerdik. Unuttuk...
İşte bir yıl daha bitti! Değişen hiç bir şey olmayacak! Yıllardır sürüp gelen aynı uğraşlarla, aynı çıkmazlarla boğuşarak geçti yıllarımız… Günleri, çoğu kez yarı mutsuz, yarı umutsuz, yarı üzgün, yarı sönük olarak geçirdik. Aynı kısır döngüler çıkmazında, hep bir koşuşturmanın içinde akşamlara ulaştık. Yine aynısı olacak, değişen hiç bir şey...
Çağlar boyu ve farklı coğrafyalarda, çok farklı karakterlere ve donanımlara sahip; bilim, sanat, kültür ve düşünce insanları, yaşadığımız gezegeni daha yaşanabilir hale getirebilmek için, anlam, çözümleme ve rehberlik arayışlarını hep sürdürmüşlerdir. Bu çabalar, zamanın ruhuyla şekillenmiş ve her dönemde yeni bir anlam ve önem kazanırken, birey ve toplum arasındaki...
Karşıdan karşıya geçerken, çarpışan iki kişi gibi. Sonra, kimse kimseyi hatırlamıyor. ”Seninle mutlaka arkadaş olmalıyım” diye yazmıştı. O kadar içtendi ki, hayır diyemedim. Ardından da ”Seni aramalıyım” dedi. “Neden?” diye sordum. “Aylardır yazdıklarını takip ediyorum. Sen beni iyileştirdin. Bu yüzden sana teşekkür etmek istiyorum.” diye cevapladı. Epey geç bir vakitti....
Ali Rıza Navruz ^^ “Bir dokun bin âh işit kâse-i fağfurdan” diye herhalde bu hâle denir diye düşünüyorum kendi kendime. Şâir yılgın, bitkin, mahzun, yorgun, kırgın… Ve bütün hayalleri girdaplı sulara düşmüş! Şaşırmıyorum elbet bu durumuna şairin. Hatta onu anlıyorum. Çünkü hâlâ “Mânî oluyor hâlimi takrîre hicâbım” şarkısını gecelerin koynunda...
Orkinos avına çıkalım seninle bu gece Tırıvırı atalım, ağ serelim, olta sallayalım; Deniz kabuğundan kolyeler takalım yengeçlere, Çadır kuralım, ateş yakalım düşlere. Çalsa da çıngırak, umursamayalım bence, Tuttuk tuttuk, Olmadı biz orkinos olalım. Günü açarken bir kutlu el, Güvercin yumurtası aşıralım kartal yuvalarından, Boyalara katıp şeker, Elvan renge boyayalım teker...
O ilk karne halen bende durur ve arada bir çıkarır bakar ve “Bir gün bu hikâyemi yazsam, inanmazlar” derim. Almanya’ya geleli çok olmamıştı ve iltica başvurum kabul edildikten sonra Almanca kursuna yazılmıştım. Görseniz, işi gücü bırakmış, yana yakıla Almanca çalışmaktayım. Birkaç ay sonra kursa Amerikalı bir kadın geldi. Adı Jeniffer....