Nurcan Balıbey Beş saat süren yolculuğum sonunda Selim’e kavuşmak güzeldi. Yumuşak siyah bıyıkları, sevimli ince uzun yüzü ve o yüzü süsleyen hoş biçimli dudakları, esmer alnının üzerinden aşağıya kıvrılan ipek gibi dalgalı siyah saçları, insanın içini delen bakışlarıyla sevecendi. Üzerine giydiği eski giysiler olmasa, mağazaların vitrinlerine yerleştirilmiş ideal erkek güzelliğini...
Köyde geçen çocukluğumda ona “tete (teyze)” diye hitap ettiğim ve çok sevdiğim bir kadın vardı. Aklım erinceye kadar onu öz teyze olarak bildiğim melek gibi bu kadının benim hayatımda apayrı bir yeri vardır. İşin aslı, öz teyzem genç yaşta doğumdan ölünce teyzemin eşiyle evlenir. Üstelik, yetim kalan iki...
Bir gün sabah uyandığımda, kendimi farklı bir dünyada buldum. Her şey çok farklıydı, ama bir şey aynıydı: ben. Kendimi tanıyordum, ama çevremdeki her şey yabancıydı. Neler olduğunu anlamaya çalışırken, bir ses duydum… “Merhaba, seni bekliyordum,” dedi ses. “Seni yeni bir yolculuğa çıkarmak için geldim.” Sesin sahibi, beyaz bir elbise giyen,...
Nurcan Balıbey Geçmişe dair bir şey hatırlamayı beklemiyordum. Farkında olmadan başladı. Peynir- ekmekten aldığım tat çağrışımlarla anıları geri getirdi. Gençliğimden eser kalmamış. Yüzüm solmuş bedenimi saran deri sarkmış, gözlerimin altındaki torbalar gözlük camına değiyor. Kısık bakışlarımdan anılar fışkırıyor. Gözlerim, eskiden parlayan yıldızlar gibi değil artık. Torbalar,...
Yaz, Emine için yalnızca mevsim değildi; bir ritüeldi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da babasının evine geldiğinde, beraberinde getirdiği eşyalarla geçmişin tozunu silmeye hazırdı. Kendi evinden kullanmadığı ne varsa toplamış, çocukluğunun geçtiği bu taş duvarlı eve taşımıştı. Duvarlar geçen yıl badana yapılmıştı ama kışın tüten soba dumanı, zamanın izlerini...
UMUT MERİÇ BERBEROĞLU 1930 yılının son günleri… Eylül, İstanbul semalarına gri bir örtü bırakmıştı. Boğaz kıyılarında serin rüzgâr esiyor, ağaçların sararmış yaprakları yavaş yavaş yere düşüyordu. Sonbaharın bu dingin ama hüzünlü havasında, Göztepe’nin toprak pistinde olağanüstü bir heyecan vardı. Halk, merak ve coşkuyla pistin kenarında toplanmış, gözlerini tek bir...
Sokağın başındaki ulu dut ağacı, yazın kızıl karışımı mor yemişleri olgunlaştıkça ağırlaşır, geniş, yemyeşil yapraklı dalları kaldırıma serin, hareketli bir gölge halısı dökerdi. Mahallenin cıvıl cıvıl çocukları, o gölgenin altında renkli cam misketleri dizer, çıtırtılı iplerle atlar, cevizden topaçları çevirir; okuldan dönenler kitaplarını buz gibi taşlara dizlerine koyup ödev yetiştirirdi....
UMUT MERİÇ BERBEROĞLU 1977 yılının yaz başıydı. İzmir’in en eski semtlerinden birinde, küçücük bir evin dar odasında Ahmet, sabahın ilk ışıklarıyla uyanmıştı. Yüzündeki yorgunluk, yaşının ötesindeydi. Henüz yirmi üç yaşındaydı ama hayatın yükü omuzlarında ağır bir çanta gibi duruyordu. Annesi, babası, ağabeyi… Hepsi ona hep aynı şeyi...
Otobüsü kaçırmanın sıkıntısıyla gelecek minibüsü beklemeye başladım. Durağın örtüsünün altına saklanıp güneşten kaçtım ama nafile, bu kez de tenekenin sıcağı bunaltıyordu. Minibüsün gelişiyle moralim daha da bozuldu. Klimasız araç da çekilir mi şimdi… Limana yanaşan gemi edasıyla yaklaşan minibüsün boş olması sevindiriciydi. Ön tarafa, oturdum. -Ooo hoş geldin İzmirli dedi...
Şehir, eski dokusuyla hâlâ ayakta duruyordu. Rüzgâr, taş sokakların arasından geçerken eskiden burada yankılanan çocuk seslerini getirmeye çalışıyordu ama başarıya ulaşamıyordu. Mehmet, eski ahşap kapıyı açtığında, zamanın içeriye ne denli sinsice sızdığını fark etti. Raflarda hâlâ annesinin koyduğu porselen tabaklar vardı; eski radyosu, çalmasa da bir köşede duruyordu. Ama...
Başını balkonun kapısına dayayarak geceyi dinledi. Gözleri, ay ışığında parlayan bahçenin derinliklerinde kaybolmuştu; orada, rüzgârın fısıltılarla taşıdığı eski hatıraların izleri vardı. Bu balkon, onun sığınağıydı. Sessizlik içinde kendini yeniden bulduğu, zamanın kanatlarından sızıp avuçlarına düşen hatıralarla yüzleştiği bir yer. Yüzlerce geceyi burada geçirmiş, yıldızlara içini dökmüş, rüzgârlara sessiz çığlıklar bırakmıştı....