Geceye soruyorum seni, Yine cevapsız çınlıyor adın. Bir şarkı gibi dönüyor içimde, Ama artık dans etmiyor kalbim. Gözlerin hâlâ üzerimde, Ama ben başka bir rüyadayım. Kalbim mi kırıldı, yoksa özgür mü oldum, Anlamıyorum, ama parlıyorum hâlâ. Aşk dedin, ateşti belki, Ama ben küllerimle makyaj yaptım. Her darbeden sonra aynaya baktım,...
Meğerki yükmüş sendeki değerim, Zannıımca büyükmüş kalbinde yerim. Her beşeri darbeye Rahman, Rahim; Payidar değiliz, sonumuz vahim. *** Herkes tanışana kadar melekti, Aniden düşman gibi kılıç çekti. Dert, kendine ortağı bizi seçti; Payidar değiliz, sonumuz vahim. *** İnsan istiyor berrak gibi kader, Hayattır bu, bilmem Mevla’mız ne der? Kıymet bilemeyen...
Müsaadenle bugünlük gideceğim yarınlara, Geçen umudun doğurduğu ay bir günlüğüne misafir olmuştu evrene, Renkli şekerlerle bezemiş bir taş duvar isyan yüklü tarihe başkaldırmıştı, Zaman ahşap bir merdivende dikilmiş bir bakış direk gibi çakıldı gözlerime, Ahh sevgili nedensiz asılı kalsaydım yüreğinde, Bin kez umutlar intihar etti şıkırtılı teninde, Huzur sokağının omuz...
Apartmanın kapısının önünde oturuyordum. Bizimkileri bekliyordum ama beklemek dediğim, vakit geçirmekten çok gözcülük gibiydi. Gelen geçen büyüklere selam veriyordum. Bazıları durup yüzüme baktı, bazıları hiç oralı olmadı. Selam almakla şaşırmak arasındaki o kısa tereddüdü fark ediyordum. Selam verirdik, racon buydu. Mahalle sessizdi. Sabahın erken saati, hafta sonu. Henüz sokak bize...
Takvimden yapraklar düşerken, yıllar nehir gibi akıyor. Bakıyorum hazan aynasına; cam buğulu ve dumanlı… O buğuda üç ayrı çehre beliriyor birden; Aynı camda üç ayrı zaman, üç ayrı insan hali. Biri hazan aynasında; Kıyıda dalgaları sayan bir çocuk kadar sabırsız… Zamanı bitmez bir oyun sanan, saf bir telaş içinde; Kaybetmenin...
Kahveci dükkânının kapısı çiling çiling sesleriyle açıldı. Genç kadın kendini hışımla içeri attı çünkü dışarda hürmetli bir soğuk vardı. Bu üçüncü dalga sevimli kahveci dükkânını çok sevmesine rağmen aslında bugün buraya uğramak gibi planı yoktu. Ofisten çıkmış, alışverişini yapmış ve aylardır göremediği büyükannesine doğru yola koyulmuştu ki birden ne kadar sıkıştığını...
Bir ay doğdu geceden, Meltem tadı doldu ay ışığına. Deniz parladı yıldızların altında, Gök ağladı… onun feryadına. Canlılar sağır kaldı, duymadı bu sesi, Oysa sarsıldı toprağın, taşın sinesi. Ağaçlar, dağlar, yer ve gök yüzü, Ağladı bu sevdaya, döküldü gözü. O sessiz çığlık ki; öyle manidar, Selam durdu önünde bütün...
Devrildi ulu çınarlar, kurudu o gür pınarlar, Ateşe verdim dünümü, kül oldu tüm hatıralar. Şimdi karşına çıkıp da af dilerse geçen yıllar, Diz çöküp tövbe etse de… Rüyanda görsen inanma! Sırtımdan vurduğun hançer, hâlâ durur yerinde, Bir cehennem taşıyorum, şu göğsümün dibinde. Mutluluk maskesi takıp, gülüyorsam resimde, O tebessüm bir...
Seni gördüğüm ilk anda bile, İnanılmaz bir acı hissettim kalbimde. Seni gördüğüm günden beri baharım Hiç bitmedi, çiçeklerim hiç solmadı. Hep öyle kalacak sanırdım, Sen bana hep bahar olacaksın sanırdım. Şu kalp nereden bilsin, Sensizliğin ölümlerden beter olduğunu? Nereden bilsin ölümden acı ihaneti? Nereden bilsin? Söyle bana, nereden bilsin? Bu...
Tuna İzmir’in Bozyaka semtinde arkadaşları ile Bisiklet yarışı, koşu yarışı ve ardından Mahalle maçı yaptıkları güzel bir günün sonunda arkadaşları ile birlikte Eşref amcanın seyyar turşu tezgahına yaklaştıkları vakit cebinde nenesinin ona verdiği 10 lirayı farkettiğinde minnetle gülümsemişti. Çünkü daha sabah nenesi Elif onu marketten Klorak almaya yolladığında dönüşte paranın...
Şeyma Yılmaz “Çok uzaklara gitsem her şey düzelecek gibi,” dedi elindeki kürekle ateşin küllerini toplarken. “Düzelecek olsa benimki düzelirdi,” diyemedim. Dün gibi,ondan önceki gün gibi,beş sene öncesi gibi sessiz kaldım. Huy haline gelmişti bu sessizlik bende. İçimi çürüten,mecalimi kıran,oturduğum yerden ruhumu olur olmaz yerlere sürükleyen,her şeyden vazgeçiren bir huy. Gidersem...