Hayatın, bir psikolojik tiyatro gibi hissettirdiği zamanlarınız oldu mu hiç? İç dünyanızı ve hikayenizi hiç korkmadan anlatmak istediğiniz anlara esir düştünüz mü? Son gününüz olduğunu bilseydiniz bütün sırlarınızı paylaşmak veya haykırmak ister miydiniz? İşte son gününü sahnesinde geçiren bir adamın, hayatıyla ilgili son oyununu anlattığı bir romanla karşı karşıyasınız. Kendinizi...
VE SÜKÛT…! ———- Ali Rıza Navruz “Sessizlik ihânet etmez” Bir denize benzer ruh haline şahitseniz eğer, biliniz ki; sükûtla karşı karşıyasınızdır. O denize benzeyen ruh hâli içinde binlerce renkte düşünce birbirine hiç çarpmadan, dokunmadan yüzerler. Sükûtumuzun benzer anlamlılarına bakacak olursak; “susku” ve “susma” sözcükleri hemencecik göz kırpar bizlere… Sonrasında S.Korkmaz...
Mart Ayı kapıdan baktırdı, uzun zamandır beklediğim sevindirici haber geldi: “HEVESİ KURSAĞINDA KALANLAR KULÜBÜ” adlı oyunum Edebi Kurul’dan geçti, Devlet Tiyatroları repertuvar havuzuna alındı. On beş uçuk karakter, otuz şarkı. Danslı- eğlenceli, sataşmalı-gülmeceli, emekli-yemekli, iki perdeli günümüzden bir müzikal komedi. Umarım bir gün sahnelerde görmek de kısmet olur, etli-kemikli. Yani...
Ne zaman aklıma gözlerin düşseBakarım semaya ağlar dururumHalimi yıldızlar biraz bölüşse Yoksa ben yaşamam çabuk ölürüm. Şarkılar söylerdi bülbüller güle Kokunu verdim ben rakseden yele Yeşildi bağbanım kolaymı dileCan suyum kesildi çabuk kururum Benim bu halime özge can ağlar Yapayalnız kaldım hanüman ağlar Bakmayın yüzüme içim kan ağlar Yerlere serildi...
“İstanbul’u en iyi, bir vapurun camından bakınca anladım.” Bu şehre yerleşmek için gitmem ben; her yıl yaz ve sonbahar mevsiminde, Düzce’den ara ara uğrarım ona. Gidişlerim bir kaçış değil, daha çok bir yoklama gibidir. Kalabalığın içine karışmak için değil, kıyısında durup kendimi dinlemek için giderim. İstanbul’a her varışımda aynı hissi...
Bir Diyarbakır gecesi Rüzgâr şakağımdan vuruyor Ensemde günün yorgunluğu Sitede sessiz hız sohbetleri eden arabalar Her cadde başında bekleyen ölüm Nöbetleşe ölen insan çığlıkları Bir Diyarbakır gecesi Balkonda saksıda uyumuş domates fidesi Yan yana dizilmiş toprağa üstünlük taslayan binalar Boynunu aya karşı mahcup büken sokak lambaları Ve şehirlere hapsedilmiş ağaçlar...