Bana diyorlar; Şiirlerin hep hasret, hep mutsuzluk…. Yokluk ne yaparsın..! Dün gidenleri ve kaybettiklerimi, Bu gün düşlerimde geri getiriyorum birer birer…. Şiir şiir sarılıyorum.
CEVAP BİLE VERMEM Elbette bir mutlak sebebi vardır O cahili boşu boşuna yermem Zaten akılsızdır kafası dardır Ben o cahile cevap bile vermem Erenler giden gider duran durur Adam olan tam on ikiden vurur Ağaçlara su vermezseniz kurur İnanın bakın ben ipe un sermem Olmayacak duaya amin denmez Ama öyle...
/Mensure/ ^^ Karanlığın koynundan çıkıp her gün doğuyor güneş. Ve sonra da batıyor Gamzekız. Arasında sıkıntılı saatler. Belki yavaş, ama geçiyor. Devamlılık süreci içinde zamanı; mazi, hâl ve istikbal parçalarına bölmek geliyor içimden! Bölemiyorum… Canım sıkılıyor nedense, çok şeyler yapmak istiyorum, ama imkânsızlıklar bir Erciyes gibi yükseliyor önüme Gamzekız. Elbette...
Öykü yazmak, koca bir dünyayı küçük bir pencereye sığdırma işidir. Roman sayfalarca dolaşırken, öykü tek nefeste söyler derdini. Bu yüzden öykü, edebiyatın en yoğun, en kıymetli damarlarından biridir. Yazmaya niyet edenin ilk öğrenmesi gereken şey şudur: öykü laf kalabalığını sevmez, dolguya tahammülü yoktur. Kelime seçkin olacak, cümle sıkı olacak, anlatım...
Düşlerde gördüm seni Bembeyazdı yüzün Pamuktan farksızdı yüreğin Bakmaya doyamadım sana Ellerin kınalı incecik parmakların Tutmaya kıyamadım Bir banka oturduğun o anda Yanıbaşına ilişmek istedim Yüreğimden beyaz inci gibi yaş Tutamadım birden önüme düştü Rüyalarımda sakladım, sevdim Hülyalarımda besledim, özledim Tüm duygularımı açtım Çabucak ısındı yüreğim sana Çok geçmedi alıştım...
Tok olsan bir türlü aç olsan bir türlü yetenek kabiliyetin olsa başka türlü. Tok olsan nerden getirdi derler aç olsan yaramaz insan derler. İnsan oğlu bilmeden öğrenmeden tanımadan hep gıybet eder durur. Ön yargı çağımızın en büyük hastalığıdır.. Zaman zaman işin aslını öğrenmeden bir olay hakkında konu hakkında yorum yapmak...
Sağır bir duvar Sığınmışım kör köşesine. Lal bir ışık… Çömelmiş kar, Karmaşık bir nefesin penceresine. Odanın tam ortasında topal bir vazo; Kim koymuş belirsiz, Soğuk almış mozayiğin üstüne… Vazoda çolak bir kelebeğin topladığı papatyalar… Kanadını gülde bırakmış kekeme bir bülbül Gelip konuyor fal bakma niyetine. Dışarıda aksak filbahri nağmeleri… İçinde...