Sen anlatmaya değersin. Anlatmak istiyorum seni… Şiirlerimde, romanlarımda ve tüm şarkılarımda… Anlatmak istiyorum seni. Kokunu almadan, boynuna sarılmadan, yüzüne bakmadan… Öylece uzaktan. Anlatmak istiyorum seni. Kuşlara, denizlere ve tüm güzel şeylere… Özlemek istiyorum, öylece hiç görmeden seni. Çünkü sen, biraz bensin ve sen anlatmaya değersin. İçimde kopan bir parça gibisin....
“ŞIIR KANATLI KUŞLARIM” kitabından. Yağmurlar yağıyor bak yine Rüzgarların savurduğu yaprakların arasında kaybolmuş umutlarımın üstüne. Islanıyor sevdalar, sırılsıklam… Bense seyrediyorum camdan sessiz, sensiz. Karşımda çarşaf gibi masmavi deniz ve elimde kahvem, uzaklara dalmış gözlerim… Yoksun tabi yine sen, her zamanki gibi. Yalnızlık eşlik ediyor yudumladığım acı kahveme. Denizin bittiği yere...
Öncelikle hoş geldiniz diyor ve söyleşimizin başlangıcında bir iki cümleyle sizi tanımak istiyoruz. Meral Kurulay, eğitimci, yazar. İstanbul Kadıköy doğumluyum. Yabancı Diller Yüksek Okulu Almanca bölümü mezunuyum. THY ve MEB’ de çalıştım 2022 yılında emekli oldum. Yazmaya nasıl başladığınızdan ve ne kadar zamandır yazdığınızdan bahseder misiniz biraz? Klasik bir söylem...
Dün yine sararmış… Resimleri mektupları karıştırdım.. Dünlerden anılarla mutlu olurum diye.. Nasıl özlem hasret vardı içinde.. Hasret yelkenleri aldı beni ben bende kendimde kayboldum… Hani hep vefasızım hep kendim içindi yaşamıştım… Ben bunca anılardan sonra gelgörki, hâlâ yaşıyormuyum..? Neçok hasret göndermişsin bana bir pul parasına.. Bunca hasrete hangi yürek hâlâ...
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: ‘Nazif Bey mi?’ dedi. ‘Evet, Nazif Bey!’ diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla ‘Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.’ dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. ‘Ya, öyle mi…?’ diyebildi...