Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Çarşamba Açık
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ

TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ
1 Eylül 2026 11:20
10
A+
A-

GÜLENAY GÜNEŞ

Tuhaf ama tanıdık…

Hayatın en tuhaf tarafı, her gün yaptığımız bazı şeylerin çoğunun artık tuhaf gelmemesidir, fakat tuhaf olan, neden yaptığımızı bilmeden ve sorgulamadan bunları tekrar tekrar yaşıyor oluşumuzdur. 

Sofradan kalkıp elimizdeki tabağı mutfağa götürecekken, odaya yönelmek ya da buzdolabını açıp, ne alacağını unutmak ve sonra kapatıp beş dakika sonra yeniden açmak gibi… Bunu şuraya koyayım, sonra lazım olur deyip, o şeyi asla bulamamak, evden çıkıp, çayın altını kapattım mı diye geri dönmek, telefonu elinde tutarken telefonu aramak gibi… Hatta kapıdan gelen birine “geldin mi” demek ne kadar da ironiktir. 

Selamlaşmak mümkünken asansör ‘yolculukları’nda hangimiz göz göze gelmemek için itina ederiz?      Ya da tanıdığımız birini uzaktan görünce onunla karşılaşmamak için yol değiştirmek ve sonradan “neden” diye düşünmek de sıkça rastlanan durumlardan biridir. Burada sebep belki de zihnen veya ruhen hazır olmadığımızdır.

Unutmak, gereksiz şeyleri saklamak, aynı şeyi iki-üç kez kontrol etmek, bazen kendine kızmak bazen gülmek bazen de insanlardan kaçmak hayatın aslında ta kendisidir. İstem dışı gelişen bütün bu tuhaflıkları düzeltmeye kalksak, geriye yaşayacak eğlenceli pek bir şey kalmazdı belki de, kim bilir. 

*** 

‘Jest’ler…

Tüm kültürlerde kullanılan aynı beden dilinin, kültürler arası farklı anlamlara gelmesi ne kadar da enteresandır. 

Başı yukarı aşağı veya sağa sola sallama, göz kırpma, dürtüklemek veya birinin sırtını sıvazlamak-dokunmak,  yukarıda bahsettiğim üzere anlam bakımından evrensel değildir, coğrafi ve kültürel olarak büyük farklılıklar gösterir. 

Örnekse; Hindistan’da başı hafifçe sağa sola sallamak; onay, ‘evet’, ‘anladım’ demektir örneğin. Başın aşağı yukarı sallanması bizde ‘evet’ anlamını taşırken, Bulgaristan’da ‘hayır’ anlamına gelir; sağa sola çevrilmesi ise ‘evet’ anlamında olması ilginçtir. 

Özellikle ‘sırt patpatlamak’ Türkiye’de ve kimi kültüre göre güven, yakınlık, tebrik-takdir ve destek olma dinamikleri olarak algılanırken, kimi kültürde ise kabalık olarak algılandığından saygı gereği dokunma en azda tutulur.

‘Jest’ ler enteresandır çünkü acayip olan bu ‘hareketlerin’ hem kendisi hem anlamlarıdır. Zira evrensel olarak ‘aynı’ anlamlara gelselerdi iletişim açısından ne kadar da faydalı olurdu diye düşünürüm hep… 

*** 

Konuşan da ben, dinleyen de…

Genelde kendi kendimize konuşurken yalnız oluruz ve biri yanımıza geldiğinde suçüstü yakalanmış hissine kapılırız. Dışarıdan bakınca tuhaf, içeriden bakınca insanî bir davranıştır belki de ya her zaman yalnızlığın değil kendi iç dünyamızla temas halinde olma durumudur. 

Yürürken, günün muhasebesini yapmak, kafasında biriyle tartışmak, bazen de kendi kendimize ‘sesli’değil, zihnimizde de sürekli konuşan varlıklarız. Kendimizle çelişkiye düşer, düşüncelerimizi düzenlemekten çok, içinde kaybolabiliriz, çoğu zaman da tuhaf olan kendi kendimize konuşmak değil, kendimizi dinlememektir.

Düşüncelerimizi sesli hale getirme biçimi, iç ve dış sesin hayata geçmesi; kendimizi ikna etmek ve kendimize soru sorup cevaplamak, ya da başkasına söylenemeyenleri sesli olarak düşünmemiz, hatta kızgınlık, hesap sorma ve gerçekleşecek bir diyaloğun ayna karşısında provasını yaptığımız ‘tek kişilik’ monologlardır. 

Eşyalarla da konuşuruz bazen, bazen de çiçeklerle….Hele de onay, memnuniyet, haklılık ve rahatlama olarak farkına varmadan ortaya çıkan, bir sözcük bile değilken anlam taşıması ve duruma göre tonlaması değişen ‘hıh’ sesi de tuhaftır mesela… 

Tuhaf olan bunları yapmamız mı, yoksa yaptıklarımızı hiç tuhaf bulmamamız mı?

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.