

Betül FIRAT: Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Adım Berrin İçmeli Korucu, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunuyum. Mezuniyetimden bu yana seramik, grafik ve resim sanat dallarında çalıştım, ve halen devam ediyorum.
Betül FIRAT: Resimlerinizde güçlü bir kadın figürü, zamansız bir mekân duygusu ve sınırlı ama derin bir renk dünyası dikkat çekiyor. Sanatsal üretiminizin çıkış noktasını nasıl tanımlarsınız?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Benim için resim yapmak, bir şey “anlatmaktan” çok hissettiğim duygunun içinde kalmak demek. İçinde olduğum halimin, duygumun, sezgimin tam ortasında duruyorum ve resmimin anlamını açık bırakıyorum. Kadın figürü, benim işlerimde bir kimliği anlatmıyor, güçlü ama sessiz bir varoluş hali olarak duruyor. Resimlerimdeki kadın, çoğu zaman belirli bir zamana ya da mekâna ait değil. Çünkü ben bugünü anlatırken dünü de, geçmişten içimde kalanları da, sezgiyi de aynı yüzeyde tutmak istiyorum.
Sanat benim için bir sonuç değil, bir araştırma süreci. Bu süreçte bazen bilinçli tercihler, bazen sezgiyle ilerliyorum. Resmin kendi alanını kurabilmesini, benden bağımsız bir yere ulaşmasını önemsiyorum.
Betül FIRAT: Renk kullanımınızda özellikle turkuaz ve ultramarin tonları öne çıkıyor. Bu tercih bilinçli bir dil mi, yoksa sezgisel bir yönelim mi?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Başlangıçta sezgisel bir yaklaşımdı, zamanla bilinçli bir dile dönüştü. Aynı rengin tonlarıyla çalışmak, benim için hem bir sınırlama hem de bir özgürlük alanı yaratıyor. Turkuaz ve ultramarin, bu coğrafyanın hafızasını, suyu, gökyüzünü ve derinliği çağrıştırıyor.
Rengi bir süs unsuru olarak değil, yapının taşıyıcısı olarak kullanıyorum. Tonlar arasındaki küçük geçişler, figürün iç dünyasını ve resmin ruh hâlini kuruyor. Bu anlamda renk, benim işlerimde anlatının kendisine dönüşüyor.
Betül FIRAT: Çalışmalarınızda idol benzeri figürler ve arkaik bir duruş hissediliyor. Bu figürler neyi temsil ediyor?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Bu figürler benim için kutsallık ya da sembol dil ile ilgili değil; daha çok insanın zamana karşı durma hâliyle ilgili. İdol dediğimiz şey, aslında insanın kendine tuttuğu bir aynadır.
Figürlerimin yüz ifadelerinin sakin, hatta bazen mesafeli görünmesi bilinçli bir tercihtir. İzleyiciye duyguyu dayatmak istemiyorum. Resimle kurulan ilişki, sessiz ama derin bir temas olmalı. Figür, bakmaz; izleyicinin bakmasına izin verir.
Betül FIRAT: Sergi sürecinizden sonra üretimle ilgili bir kırılma yaşadığınızı dile getirmiştiniz. Bu süreç size ne öğretti?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Sergi, bir sanatçı için sadece işleri göstermek değildir; aynı zamanda görünür olmak, yorumlanmak ve bazen yanlış anlaşılmak demektir. Sergi boyunca olumlu, olumsuz eleştiriler aldım. Ve hepsine açık oldum, kendi süzgecimden geçirdim. Bana neler katacağına baktım.
Ama zamanla şunu fark ettim: Sanatçı, başkalarının cümleleriyle değil, kendi sorularıyla yol alır. Eleştiri, eğer sizi tamamen durduruyorsa, orada dönüp bakılması gereken şey resmin kendisi değil, sanatçının kendi iç sesiyle kurduğu ilişkidir. Bu süreç bana, kendi dilime daha sıkı sarılmam gerektiğini öğretti.
Betül FIRAT: Sanatsal gelişim sizin için ne ifade ediyor?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Gelişim, daha “iyi” resim yapmak değil; daha dürüst resim yapabilmek. Teknik gelişir, kompozisyon daha iyi kurulur, estetik anlayış değişir. Ama esas mesele, sanatçının kendi sezgisine ne kadar alan açabildiğidir.
Benim için resimde ilerlemek, tekrar etmekten korkmamak, resmin hep içinde olmak, yaratıcılığını taze tutabilmek.
Betül FIRAT: Ressam olmak sizce neyi gerektirir?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Disiplin, sabır ve sorumluluk. Ama en çok da cesaret. Çünkü özgünlük, yalnız kalmayı göze almadan mümkün olmuyor. Sanatçı, herkesin kolayca kabul edeceği bir dil kurmak zorunda değil. Kendi dilini kurmak, zaman alır ve çoğu zaman yanlış anlaşılmayı da beraberinde getirir.
Sanat, hızla tüketilen bir şey değildir. Ben resimlerimin zamanla anlaşılmasını, yavaş yavaş yerleşmesini önemsiyorum.
Betül FIRAT: Bugün geriye dönüp baktığınızda, kendi yolculuğunuzla ilgili ne söylersiniz?
Berrin İÇMELİ KORUCU: Ben hâlâ yoldayım. Resim benim için bitmiş bir öykü değil. Cümleyi kuruyorum. Tekrar kuruyorum. Birbirleriyle bağlantı kuruyorum, paragraflar oluşuyor ama öykü bitmiyor.
Kadın figürüyle, renklerle ve sessizlikle kurduğum bu dünya; benim hayata bakma biçimimin bir yansıması. Resimlerimde güç varsa, bu bağıran bir güç değil; varlığından emin olan, sakin ama sarsılmaz bir güç.