kemal yıldırım
Emek ucuz bu memlekette; çünkü çok. Çünkü her sabah aynı umuda uyanan milyonlar var. Alın teri, burada bir lütuf değil; fazlalık muamelesi görüyor. İnsan, çalışarak değer kazanmıyor artık; çalıştıkça eksiliyor. Zamanını, sağlığını, hayallerini bırakıyor tezgâhın üzerine, karşılığında ay sonuna yetmeyen bir ücret alıyor.
Ekmek pahalı. Sadece fırında satılan somun değil; hayatın kendisi pahalı. Barınmak pahalı, iyileşmek pahalı, susmak pahalı ama konuşmak daha da pahalı. İnsan, yaşamak için borçlanıyor; borcunu ödemek için daha çok çalışıyor; daha çok çalıştıkça daha yoksul oluyor. Bu döngü, en ağır zincir.
Bu ülkede emek, değeri sorulmadan tüketilen bir kaynak. İşçi yorgun, memur yılgın, genç umutsuz. Çalışmak bir erdem olmaktan çıkıp bir hayatta kalma refleksine dönüşmüş durumda. Kimse hayal kurmuyor; herkes hesap yapıyor. Çünkü hayal lüks, hesap zorunlu.
Ekmek pahalı çünkü adalet ucuz. Çünkü üretimden çok itaate, liyakatten çok sadakate yatırım yapılıyor. Çünkü alın teriyle kazanılanla, masada kazanılan arasında uçurum var. O uçurumda düşen hep aynı insanlar.
Emek ucuzladıkça insan da ucuzluyor. İnsan ucuzladıkça vicdan sessizleşiyor. Ve sessizlik, bu topraklarda en yaygın ortak dil hâline geliyor. Kimse açlıktan değil belki ama umutsuzluktan ölüyor yavaş yavaş.
Bu memlekette herkes çalışıyor ama kimse doymuyor. Çünkü mesele ekmek değil sadece; onur da pahalı, umut da. Ve en pahalı şey, geleceğe güvenle bakabilmek.
Emek ucuz, ekmek pahalı memleketimde.
Ve bu cümle, bir tespit değil artık; bir ağıt.