Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Çok Bulutlu
14°C
Çarşamba Az Bulutlu
16°C
Perşembe Az Bulutlu
17°C
YILDIZ TOZU

Ela ATEŞ


Her yıldız kaydığında, her yeni yaşımda dünya üzerinde dilenecek milyonlarca dilekten
yalnızca birini dilerdim: Onunla sonsuzluğa bir bilet. Var olduğum sürece her an yanımda
olsun, ruhuma dokunsun; gördüğüm her manzaranın sonunda gözlerimiz kavuşsun isterdim.
Şimdiyse kahvenin en zarif tonlarını ve üstüne ektiği nadide çiçekleri barındıran o güzel
manzaranın, 26 yıl önceden kalma donuk bir tabloya dönüşüne bakıyordum. Parmak uçlarım
değse dağılacakmışçasına eski, dokunsam beni dağıtacak kadar tehlikeliydi. Ben Zeynep ve
bu da yarım kalmışlığın tablosu.
Yıllarca tek tesellim o tablonun bir daha aynı duvara asılamayacak kadar uzak oluşuydu. 24
yaşımdayken geldiğim bu yabancı topraklar onu bir daha görmeyeceğimi vadediyordu ama
hiçbir zaman gerçek bir ev olmamıştı bana. Süregelen büyünün içinde daha fazla kalmadan
evimden ayrıldım. Tam o anda uzun zaman önce bütün bedenimi saran duygular nüksetmeye
başladı. Arkamda duyduğum adım sesleri ve rüzgârın itinayla burnuma taşıdığı kokusu
tablonun kendisinden de tehlikeliydi. 26 yıllık o tablo, tüm canlılığıyla karşımdaydı.
Kavuşmanın güzelliği, ayrılığın acısıyla iç içeydi. Ama kaderin kırmızı ipi kopmuştu çoktan.
Söylediği ilk cümle, “Zaman, hayatımdan her şeyi aldı. Sen hariç.” oldu. Fark ettim ki
bedenim sözlerden çok onun varlığıyla parçalanıyordu. Söyleyebildiğim tek şey, “Sense
benden bütün hayatımı aldın, zamana gerek kalmadan.” oldu. Bu cümlelerimin onu
afallatmadığının farkındaydım. Biliyordum ki benden, başka bir şey duymayı tahmin
edemezdi. “Annemin ölümünden ne kadar zaman geçti? Tam bugün 26 yıl oldu, öyle değil
mi?” diyebildim. Onun da içinin parçalanışını yüzünden okuyabiliyordum. Gözlerini, hasreti
hiç bitmeyecekmişçesine üzerimden bir an bile ayırmıyordu. Solmuş çiçeklerin altındaki
kahveliği, onları sularmışçasına doldurmuştu. Hiçbir şey söylemiyordu. Benim içimdeyse
fırtınalar başlamış ve yıldırımlarını düşürmek için bekliyordu. “Ancak tesadüfe bak, bugün,
bir anlık dikkatsizliğin yüzünden annemle beraber seni de kaybettiğim gün.” dememle ilk
yıldırım düşmüştü. Yalnızca kuru bir nefesle, “Özür dilerim.” diyebildi. İşte o zaman fark
ettim ki söyleyecek çok sözüm vardı. “Hayatımı bir kere mahvettin ve o zamandan beri
yaşamıyorum ben. Onca yıldan sonra değiştiremeyeceğini bildiğin şeyler için özür dilemeye
gelip beni bir kere daha hayatıma küstürme.” dediğimde dudakları titreyerek, “Bu kazanın
gerçekleşeceğini bilemezdim. Seni kaybetme ihtimalimin olduğu hiçbir adımı atmazdım ben.
Gidişin, hayatımdan sadece seni değil, benliğimi de kaybettirdi bana.” diyebildi. Tam o sıra
telefonu çaldı. Ekranda yazan ismi gördüğümde anlamıştım ki buraya yalnızca vicdanını son
bir kez rahatlatmak için gelmişti. Arayan “Kızım Zeynep” idi. İçimde sağanak bir yağmur
başlamıştı ve bedenimi uyuşturan yıldırımları birer birer düşüyordu. Bu telefonun
beklenmediği belliydi. “Mutlu aile tablonu göstermeye mi geldin?” dediğimde onu ilk defa
ağlarken gördüm. Nerede yaşadığımı araştırırken daha önce hiç evlilik yapmadığımı ve
çocuğumun olmadığını öğrenmişti. “Unutamadığını kanıtlamak için mi yoksa benden çaldığın
hayatı vermek için mi kızına benim adımı koydun?” dememle artık hiçbir soruya cevap
aramadığımı fark ettim.
Yalnızca kavuşmanın acısı sarmıştı etrafı. 26 yıldır beni dört duvar saran evime geri
dönmüştüm. Yarım kalmışlığın hikayesi tamamlanmıştı artık. Benim hikayemse

gerçekleşmeyeceği kesin bir dilek olarak yıldızlara karışmıştı. Bedenimi yıllardır saran
sıcaklık tamamen buz kesmişti ancak onu sevmekten ne zaman vazgeçtim, bunu ikimiz de
bilmiyorduk.

BİYOGRAFİ

Ben Ela ATEŞ. 2004 yılında İstanbul, Üsküdar’da doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise
eğitimlerimi İstanbul’da tamamladıktan sonra İstanbul Medipol Üniversitesi hemşirelik
bölümünü kazandım. Şu anda da 4.sınıf hemşirelik öğrencisi olarak eğitimime devam
ediyorum. Aynı zamanda çocukluğumdan beri okumaya ve yazmaya karşı duyduğum ilgiyle
beraber özellikle insan ruhunu, duygusal dünyaları gerçek hayat ile harmanlanmış biçimde ele
alan romanlar okumayı seviyorum. Edebiyata duyduğum ilgi yalnızca gerçekçi ve duygusal
anlatılarla sınırlı kalmayıp okumayı çok sevdiğim yazarlardan biri olan Herbert George
Wells’in eserleri aracılığıyla bilim kurgu türüne de uzanıyor. Yazma serüvenimdeyse daha
çok, insan duyguları ve yaşanmışlıklarının üzerine yoğunlaştığım türler öne çıkıyor. Bu
nedenle kalemim çoğu zaman içsel hesaplaşmalar, kırılganlıklar, yalnızlık, umut ve yeniden
doğuş temaları etrafında dolaşıyor. Her yazımda kendimi de farklı bir dünyada bulduğuma
inanıyorum.
Sizlerle tanışmam sonucu yazıya döktüğüm Yıldız Tozu isimli kısa öykümü sizlere
sunuyorum.

ETİKETLER: , ,
Yorumlar

  1. Büyücü dedi ki:

    Yazarın kafa yapısını zihnini anlamak bilmiyorum çok derin yazmış. Tebrikler