
Seda EKEN
Benim uyurgezerliğimin başlangıcı herkesle aynı ana denk gelmedi. Muzaffer İzgü kitaplarını bitirip İpek Ongun’a geçtiğim yıllardı. Şef Hikmet eşliğinde televizyondaki solistten daha çok solist olup “Yıllar yorgun ben yorgun boşa geçmiş seneler. Dönüp baktım maziye paylaşacak ne kalmış” şarkısını bitirip Bob Ross ile bambaşka bir dünya çizip ressam olduğum bir Pazar günüydü. Çocukluğumun pazarları sütlaç kokardı, ananem kokardı. Çocukların içmediği ama kokusunu ezbere bildiği kahve kokardı. Ananem neşeyle akşama benim için sütlaç yapacağını söylediğinde kesin benden bir şey isteyecek de ondan sütlaca girişti diye düşünmeye başlamıştım bile. Şeker hastasıydı ama tatlı düşkünlüğü bizde genetikti ve sütlacı hayatta ondan daha iyi yapan yoktu. Şekeri düşünce ilaç almak yerine tatlı yemeseydi 100 yaşını görebilecek kadar yaşardı. Yaşamayı, yemeyi, içmeyi, gezmeyi, gülmeyi severdi. Bir poşet ilacı alıp gelir fakat doktora yine de güvenmez tüm ilaç prospektüslerini tek tek bana okutur öyle içerdi. Sayesinde sınıfın en hızlı okuyanı, en çok kelime bileniydim. Hakkını ödeyemem. Ben aklımdan bunu geçirirken az sonra alışveriş fişleri bizzat ananem tarafından poşet poşet vitrinden indirildi. Bir mavi tükenmez kalem ve vergi iade zarfları fiskos masasına yerleştirildi. Neden sütlaçla mükâfatlandırılacağımı anlamıştım. Okuma yazma bilmediği için resmi evraklara parmak basan ve sonradan imza atmayı öğrettiğim bu kadın, bunları bilmese de paranın hesabını yaparken en iyi muhasebecilere taş çıkartırdı.
Vakit gece yarısını geçmişti. Bir işe başladığımda o işi tamamlamadan uyuyamayan ben o gece ananemin vergi iadesi zarflarını bitirecektim. Fakat “fiş almazsak ne kadar olur” diyerek esnaftan malı uyguna almak için fiş almayan akıllı ananemin fişleri yetmemişti vergi iadesini tamamlamaya. Baktım ışıklar açık. Uyumamış komşularımız. Hemen zilini çaldım Türkan Teyze’nin.
“Türkan Teyze iyi geceler. Ananem vergi iade zarfından arttıysa fiş istiyor. Bizim yetmedi de”.
Türkan teyzenin gözleri yarı açık yarı kapalıydı. Uyuyordu da ben mi uyandırdım yoksa hasta mıydı anlayamadım. Konuşması gayet uyanıktı:
“ İyi geceler yavrum, dur bekle hemen getireyim,” dedikten sonra kapıdan ayrıldı. Belki beş dakika geçti ama Türkan Teyze geri gelmedi. Seslendim. Ali Amca çıktı bu sefer kapıya. “Kızım Türkan Teyzen bulaşık yıkıyor buyur bana söyle.”
Şaşırdım Türkan Teyze beni kapıda unutmuştu. Ali Amca’dan ödünç fiş istedim. Onun gözleri de yarı açık yarı kapalı gibiydi. İçeri getirmeye gitti o da gelmedi. Kapıdan gelen soğuğu önlemek için Sinan geldi bu sefer. Beni görünce şaşırdı. Sanki annesi ve babasından haberi yokmuş gibi. “Bizimkiler yattı,” dedi. Bunu söylerken göz teması kurmuyor aklında başka bir şey varmış da onu düşünüyormuş gibi bir haldeydi. İyi geceler dileyip ayrıldım kapıdan.
Yüzümdeki şaşkınlığı gizlemeye çalışırken ananemin yüzündeki korku ile benim şaşkınlığım birbiriyle yarışıyordu. Tüplü televizyonun önünde kalakalmıştık birlikte. Gece son dakika haberleri geçiyordu tüm kanallar. Avrupa’yı saran uyurgezerlik hastalığı oradan Balkanlara, Balkanlardan bizim yurda giriş yapmıştı. Spikerlerin yüzünde Türkan Teyze’yi görüyordum. Uyursunuculardı bunlar. Ülkenin gündemine bomba gibi bir virüs düşmüştü. Tıp henüz o kadar ilerlememiş olsa gerek bu hastalığın çaresi yoktu. Milyonda bir görülen bir hastalık 70 milyonun başına aynı anda bir gecede gelivermişti. Jose Saramago’nun Körlük kitabında dünyayı saran Körlük hastalığı gibi. Uyurgezerlikle başlayan semptomlar, uyuryer, uyursever, uyuröğrenir, uyuröğretir, uyurişegider, uyurevlenir, uyurçocukyapar, uyur da uyur şeklinde devam edince bedenleri uyanık ruh ve aklı uyuyan bir insan yığınına dönüşüverdik. Çok sevdiğim canım Muzaffer İzgü ile aynı yıl doğan çok sevdiğim canım ananem, aslında bu hastalığın yeni gelmediğini, sadece adının yeni bulunduğunu savunuyordu şiddetle. Yani onların gençliğinde de salgınmış bu hastalık. Fakat bilinç yokmuş o zamanlarda. Halk daha cahil olunca ne uyuduğunu ne de uyutulduğunu anlıyormuş. Dış güçler hava yoluyla ülkemizin başına bu illeti sarmaya çok uzun yıllardır devam ediyormuş. Dili ve kültürü dirençli, milli ve manevi değerlerine bağlı ülkelerin, güçlü bağlarını zayıflatmak için yapay bir hastalık icat etmişlerdi. Tam o sıralar mektuplaşmayı elimizden aldılar, mesajı getirdiler. Yüz yüze görüşmelerin yerine uzaktan sanal görüşmeleri koydular. Heyecanlandık ilkokul arkadaşımızı bulunca. Birbirini takip eden, beğenen fakat yüz yüze geldiğinde yüzünü tanıyamadığımız için selam vermediğimiz binlerce arkadaşımız olmuştu. Uyurgezerlik artık uyurbiryaşam halini almıştı işte o zamanlar.
Ananemle ben direniyorduk. Televizyonu açmıyorduk hiç. Uyurgezerlik illetini yayan cep telefonu, bilgisayar, televizyon, internet dalgasına maruz kalmamak için ev telefonlarını tercih ediyorduk. Sanal arkadaşımız hemen hemen hiç yoktu. Hikâyeler ve masallar anlatırdı ananem. Kahramanlarını kendimizin yarattığı dünyada iyiye ve güzele dair ne varsa konuşurduk. Sanal dünyanın içinde kaybolmadan, duygularımızı kaybetmeden yaşamanın bir yolunu bulmuştuk. Ben yel değirmenleriyle savaşırken, kötü kalplileri iyiye çeviren bir kahraman oluyordu ananem. Bizim masallarımızda patika ormandaki hayvanlar hiç kötü olmuyordu çünkü doğayı zevkleri uğruna yok eden bir hayvan türünü tanımıyorduk.
Yıllar sonra uyurgezerlik virüsünün aşısı bulundu. İnsan iradesi bu hastalığın çaresiydi. İsteyenler irade aşısını yaptırıp kurtuldu bu illetten. İrade aşısını reddedenler birer bağımlı uyurgezere dönüştü. Televizyonu yıllar sonra açtığımızda artık Bob Ross yoktu. Çok üzgündüm. Olsaydı aydınlık veren bir ateş böceği sürüsü çizmesini isterdim. Gittiğimiz yolun ışığı minik bir ateş böceği kadar yolumuzu aydınlatsa da biliyorduk ki bizim gibi başka ateş böcekleri de vardı. Ve biz bir araya geldiğimizde kara bir geceyi aydınlatabilirdik. Uyumadan sevmek, uyumadan gülmek, uyumadan anlamak ve uyumadan yaşamak mümkündü…
BİYOGRAFİ
1985 İzmir Karşıyaka doğumlu olan yazar Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenidir. Denizli Yaşar Kımıl Fen Lisesi’nde halen görev yapmaktadır. Deneme, öykü dalında amatör eserler yazmaktadır. Tübitak projelerinde makale danışmanlığı yapmaktadır. Yeni Türk Edebiyatı alanında Tezli yüksek lisans yapmıştır. Evli ve İki çocuk annesidir.