
Birsen Eker
Klavyeden çektiğim el ekrandaki son cümleyi bıraktı; sessizlik odayı bir örtü gibi sardı. Köy ve Kent’in kapanış satırı ekranda sabitlenmiş, ben sandalyede yorgunluğa teslim olmuştum. Gözlerimi araladığımda nemli toprak kokusu ciğerlerime doldu. Bir an için yalnızca odada değil, yazdığım dünyada da bulunduğumu fark ettim.
Burası Işık Köyüydü; yıllarca sözcüklerle ördüğüm, masum hatıraları sayfalara sakladığım yer. Bu kez kağıt üzerinde kalan bir hayal değil; nefes alan, suyun sesi, taş yolların kokusu olan gerçek bir köy vardı önümde. Her taş, her çeşme, her çocuk sesi benim satırlarımdan çıkmıştı. Yazdığım dünya bana bakıyordu ve içimde yeni bir korku belirdi.
Saat tam sekiz olduğunda pencerenin önünde durdum. Meydana baktım ve Ayşe’yi gördüm. Elinde defteri, yüzünde pırıl pırıl umut, çeşmeye doğru koşuyordu. Koşusu sayfalarımdaki gibiydi; adımları, duruşu, aceleyle atan kalbi benim eserimdi. Ayağı yosun tutmuş taşa takıldı. Dünya bir an sustu. Ayşe havadaydı. Ben, Burcu, onun düşüşünü her sabah izlemek zorunda olduğumu anladım.
O an, yarattığım düzenin beni içine aldığını fark ettim. Köy ve Kent yalnızca bir roman değildi; beni hapseden bir döngüydü. Her sabah aynı sahne tekrarlanıyor, ben izlemekle yetiniyordum. Gözlemci kalmak kolaydı; müdahale etmek cesaret gerektiriyordu. Karakterimin kaderi benim kalemimdeydi; sorumluluk da oradaydı.
Çözüm açıktı: kelimelerle müdahale etmek gerekiyordu. Önce küçük adımlar attım. Taşın önüne düşecek bir yaprak ekledim. Defterin kaymasını engelleyecek bir kurdele tasarladım. Bu küçük değişiklikler döngüyü gevşetti ama yetmedi. Ardından sahnenin akışını yeniden yazdım. Ayşe’ye yeni bir yol gösterdim. Yazdığım cümleler, zamanın ipliğini çözecek anahtar oldular.
Her düzeltme döngüyü zayıflattı; gölge hafifledi. Ayşe ayağa kalktı. Defterini sıkı tuttu. Taşın etrafından dolandı ve çeşmenin serinliğine doğru yürüdü. Düşüş son değil, öğrenişe açılan bir kapı oldu. Köy gerçekliğini korudu; saat çalıştı ama gölge çözülmüştü.
Bu deneyim bana bir şey öğretti: Yaratmak tekrara mahkûm olmak değildir. Yaratmak, gerektiğinde sonu değiştirme gücünü de içerir. Yazarın en büyük sınavı yarattığıyla yüzleşip müdahale etme cesaretidir. Kalem, yalnızca sahneyi kaydetmez; hatayı onarır, yarayı sarar, yeni yollar çizer.
Sonunda kapı aralandı ve döngü kırıldı. Ben, yaratırken sorumluluk alan biri olarak sayfalarımı onardım. Böylece hem Ayşe hem de ben yeni bir güne, yeni bir başlangıca doğru ilerledik.