
Cevdet Güner
Baek Se-Hee’nin ölüm haberini duyduğumda garip bir sessizlik çöktü üzerime. Kitabını kısa süre önce bitirmiştim. Bazen bir yazarla hiç tanışmasan da onun cümleleri bir yerlerde senin yerine konuşur. Bu kitap, bir depresyonun laboratuvarını anlatmıyor. Ne bir teori ne de süslenmiş bir kurtuluş hikayesi. Aksine, günlük hayatın sıradan ritmi içinde, ‘‘yaşamak’’ eyleminin nasıl da ağırlık kazandığını gösteriyor. Se-hee, terapistiyle yaptığı konuşmaları olduğu gibi paylaşarak, okuyucuyu bir başkasının iç dünyasına değil, kendi içine davet ediyor. Sayfalar ilerledikçe bir terapinin tanığı değil, hastası oluyorsun. O kadar samimi, o kadar çıplak bir anlatı bu.
‘‘Ölmek istiyorum ama ttebokki de yemek istiyorum.’’ Bu cümle bir çelişki değil; insanın özetidir. Çünkü, hayat çoğu zaman da orada yaşanıyor: ölmekle yaşamak arasındaki küçük, tutarsız aralıkta. Hepimiz o çizgide yürümeye çalışıyoruz. Bazen düşüyoruz, bazen devam ediyoruz ve bazen de sadece bekliyoruz. Se-hee’nin kitabı tam da bu bekleyişin, o gri alanın romanı gibi. Ne tam karanlık ne de aydınlık. Sadece olduğu gibi.
Baek Se-hee’nin dili sakin. Çığlık atmıyor, ağlamıyor, kimseyi ikna etmeye çalışmıyor. O yüzden bu kadar etkileyici. Onun kelimeleri, birinin kulağına fısıldanmış itiraflar gibi. Dışarıdan bakan biri için sıradan gelebilir fakat içinden geçen biri için bu cümleler hayat kurtarabiliyor. Çünkü satırlarında ‘‘yalnız değilim’’ hissi gizli. Bazen tek ihtiyacımız olan da bu değil mi zaten?
Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey şu oldu: ‘‘İyileşmek zorunda mıyız?’’ Belki de değiliz. Belki sadece yaşamak, nefes almak, bazen hiçbir şey yapmadan oturmak da yeterlidir. Yazarımız bunu anlatıyor. O, ‘‘mutlu ol’’ baskısına direnen bir ses. Modern dünyanın parlayan yüzeyinde, karanlığını gizlemeye çalışan herkesin sesi. Çünkü bazen yaşamak, bir tabak yemek istemek kadar basit ama aynı zamanda o kadar da zor.
Baek Se-hee’nin kitabındaki en büyük başarısı, depresyonu anlatırken bile estetiği koruması. Acıyı ham bırakmıyor, biçim veriyor. Onu yazıya dönüştürerek bir tür var olma biçimi yaratıyor. Bu yüzden bu kitap sadece bir kişisel gelişim ya da anı kitabı değil; duygusal dürüstlüğün edebiyata dönüştüğü bir alandır. Baek Se-hee artık yaşamıyor ama cümleleri hala nefes alıyor. Onu okuyan herkesin içinde bir yankı bırakıyor: küçük, sessiz ama derin bir yankı. Çünkü o, bize ölümü değil, yaşamın ağırlığını öğretti. O ağırlığın altından bazen bir lokma tteokbokki uzanıyor, bazen bir nefes, bazen de sadece ‘‘devam et’’ diyen bir satır.
Onun kitabını kapattığımda aklımdan geçen tek şey şuydu: Biz hep bir şeylerin bitmesini bekliyoruz ama belki de hayat hiçbir zaman bitmiyor. Sadece değişiyor, dönüşüyor, birinin kaleminde biraz daha anlam kazanıyor. Baek Se-hee’nin cümleleri de öyle. Artık ona ait değiller, hepimize aitler.
Işıklar içinde uyu Baek Se-hee.
Biz hala buradayız. Ve senin kelimelerin, hala konuşuyo.
BİYOGRAFİ
Cevdet Güner, 1997 yılında Gaziantep’te doğdu. Gaziantep Kolej Vakfı’nda geçen lise yıllarının ardından 2019 yılında Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Hukuk alanındaki deneyimlerinin ardından kariyerini içerik üretimi ve yazarlığa yönlendirdi.
Öyküleri Peyami, Karakedi, Okapi, Uçurum, Karnaval, Edebi Dergi, Eccstatic Sanat ve OpusSanat gibi çeşitli dergilerde yayımlandı. Olağan Hikaye ve Pratfall Dergilerinde de yayıma girmek üzeredir. 2025 yılında Yol Akademi tarafından düzenlenen yarışmada ödül aldı.
İlk kitabı Odin (2024, Filtresiz Kitap)
Bana Bakma (2024, Öteki yayınevi alt kuruluşu olan Gri yayınevi)
Kısa öykü seçkisi Bir Dünya Yaratacağım (2025, Mythos Kitap)
Doyumsuzluk (2025, Kaktüs Sanat)
Yazılarında görünmeyen hayatlara, empatiye ve insan–hayvan ilişkisine odaklanan duygusal, akıcı ve karakter merkezli bir dil benimser.
Başarılı bir inceleme yazısı. Tebrik ederim
Başarılı, akıcı bir dille yazılmış bir inceleme yazısı. Beğendim
Yazarın kalemi akıcı, Cevdet Güner bize inceleme yazılarında bile bunu hissettiriyor.
Cevdet Güner tıpkı kitaplarında olduğu gibi bu yazısında da kalemini konuşturmuş; en içten kelimelerle duygu ve düşüncelerini ifade etmiş. En kısa zamanda bu kitabı okuyacağım, kalemine sağlık.
Gençecik yaşta giden bir yazar çok üzücü gerçekten. İnceleme yazısı da on numara olmuş.