Ben, senin gittiğin günün ertesiyim, Boşluğa düşen kelime, yarım kalan cümle. Dünden kalma bir hüzünle uyanan sabah, Ama seni ilk defa görmeyecek olmanın O dayanılmaz ağırlığıyla. Pencere açılmıyor artık, Güneş omuz silkip geçiyor şehirden, Kahve tadı acı, İçimde birikmiş, tortusu sensizlik. Dün, ayak izlerin vardı kapının önünde, Bir ihtimal dönersin...
Hikmetinden sual olmaz ey Tanrım Dikeninden fazla, güllerin de varHer türlü enerji, sunmuşsun ammaBir türlü şarj tutmaz pillerin de var ./1 Nezaket yok, zarafet yok, akıl yokSuyu bol gönderdin, kuru çoğu kökBöylesi canlılar, yeryüzünde yükÜretim artığı, kulların da var ./2 Fiziki nizam var, yönelim kaosÇoğunluk onayı, noksan ve nahoş Görüntü...
Seni en son bir altın tepside masalına bıraktılar.Büyüdü masalın, büyüdü içinde yaşadığın şehir ve sen.Annen balkonda fesleğenler yetiştirirdi kış günü incinmiş bir inatlaBabana çok çay, yeterince az kahve ikramı.Yaz sıcağında esmerleşen tenin veKış günü giydiğin yeşil hırkan seni dünyada tuttuBuna alışmış gibiydin hep, bir şeyler seni bir yerde tuttu.Kardeşin seni...
Aralık, yılın en sessiz eşiğidir. Günler kısalırken zamanın adımları da ağırlaşır. Sanki takvim, bir anlığına derin bir nefes alır. Rüzgâr sokaklara ince bir serinlik bırakır, ağaçlar çıplak dallarıyla göğe usulca dokunur. Bu ay, doğanın kelimeleri fısıltılarla söylediği bir şiire benzer. Aralık hem bir bitişi hem de yaklaşan başlangıcın ayak seslerini...
Yazın telaşını üzerinden yeni atmış bir mahallenin içinden, ağır ağır yürüyen bir mevsimdir sonbahar. Ne tam gider ne tam kalır, insanın içindeki geçişleri de aynı kararsızlıkla dürter. Böyle zamanlarda, sokaklarda dolaşan bir çocuğun ayak izleri daha bir duyulur olur. Sanki mevsimin sarısını, turuncusunu, dalgalı rüzgârını kendi nefesiyle taşıyormuş gibi… Sonbahar,...
Akmaz yere alın teri Çalmak bilir hep elleri Görmez aklı özel yeri Bende yoktur diyenler var *** İnsan doğup ölecekken Yetim hakkı yenilmez ki Cennet denen diyar varken Ten ateşte yakılmaz ki *** Dünya olmuş sefa yeri İnsan değil hiç halleri Sanki yokmuş mezar yeri Ölmek yoktur diyenler var Dilaver...
Sevdiğim ,kardeşim gibi gördüğüm Ramazan titrek duygulu bir sesle aradı bir akşam üstü. Ali abi ,,”sayende çok mutlu ve huzurluyum” dünyanın en zengin insanı da malvarlığı ve parası çok olan değil ,elindekinden Allah rızası için infak edendir dedi. Dedim hayır olsun ne oldu ,sen gittiğin yerlerde yemekten arta kalanları toplar...
Bizler büyürken bir taraftan da zaman değişti. Masallar bile eski havasında değildi. Pinokyo daha büyük yalanlar söylüyor, bal kabakları atlı araba olmuyordu. Yedi Cüceler Pamuk Prenses’i uyandırmaya çalışmıyor, Rapunzel’in saçları uzamıyor böylece prens kuleye tırmanamıyordu. Keloğlan da artık şarkı söylemiyordu. İnsanlar bencilleşti, saygı, sevgi bitti, yalan had safhaya çıktı, arkadaşlık,...
Söylemek istediğin ne varsa bugün söyle Gizli, saklı hiçbir şey kalmasın aramızda Dostluğumuz olabildiğince güzelleşsin Güzel anılar bırakalım yarınlara Hiçbir şeyden çekinmeden, korkmadan Aklımıza ne geliyorsa yapalım bugün Düşlerimizde ne varsa söyleyelim Duygularımızın katili olmasın sessizlik Konuşalım Söylemek istediğin ne varsa bugün söyle Şimdi söyle Hemen söyle Yarın çok geç...
Gözlerim nur, gözlerim ayna Aklım her zaman başımda Kıymetini bilirim bütün nimetlerin En başta kalbin ve gözlerin Panik yapmam hiçbir zaman, durup düşünürüm Önce onurumu düşünürüm her konuda Çabuk sinirlenmem, öfkemi yenerim Ağzımdan tane tane çıkar kelimelerim Dikkatim her zaman dilimdedir Uzak durduğum tavır züppeliktir Dert edinirim ağzımdan...
Gökyüzünün bir hafızası olduğuna inanmak, belki de insanın kendi unutkanlığına bir teselli arayışıdır. O sonsuz maviliğin, ufacık bir bulutun gölgesini bile tutabildiği hâlde, insan kalbinin en berrak anılarını taşıyamayışına içerlemesinden doğar bu inanç. Ben de yıllardır göğe bakarken bu tuhaf yanılsamanın kıyısında dolaşıyorum. O büyük ve değişmeyen kubbe, gerçekten de...