O gün bakışları çok tuhaftı… Sanki gözlerinde yıldırımlar çakıyor, gökyüzünü ateşe boğuyordu. O gözlere uzun süre bakamıyordum — beni yakan, sessizce büyüleyen o gözlere. … Gözlerinin rengine tutulmuştum.Renkler arasında ona benzeyen bir ton yoktu.Benim dünyamda onun gözlerinin eşi benzeri olmayan bir rengi vardı.Doğa henüz o rengi ne bir çiçeğe nede...
Mizah… Ah, ne garip ama güçlü bir şeydir! Sadece dudakları oynatmaz, gözlerde bir ışık yakar, düşündürür, bazen de doğruca yüreğe dokunur. Edebiyatın ve tiyatronun en ince silahıdır aslında. Ama farkındaysan, her mizah aynı değildir. Yanlış yerde, yanlış biçimde kullanılırsa hem metni hem izleyiciyi boğar; doğru yerdeyse, kalıcı bir etki...
Her imtihanın vardır sonu,Önemli olan bilmektir bunu,Her canlı çeker ömür boyu,Sığındım rabbime, hayat boyu. Bizi yaratan rabbim verir her şeyin hikmetini,Bırakmaz darlıkta,hasete bizi,Güvenme kula, satar elbet seni,Allah bize yeter, başkasına gerek yok ki. Bize Allah yeter, en büyük dosttur bize,Bize Allah yeter, her daim o yanımızda,Bize Allah yeter, sever bizi...
Yapmacık gülüşler, sahte selamlar, Menfaat uğruna kurulan dostluklar. Her sözde gizlidir bir çıkar hesabı, Samimiyet yok, yürekler yorgun. * Rol yapar herkes, yüzünde maske, Gerçekten uzak, sözleri sahte. İkiyüzlü bir dünya dönüyor böyle, İnsan insana yabancı olmuş iyice. * Menfaat ilişkisi çöker sofralara, Çatal bıçak değil, gözler konuşur orada. Kimse...
İçimde bir hüzün, başımda duman. Çok efkarlıydım dün akşam. İçimde bir sıkıntı, canım yandı başımın ağrısından. Kederim, neşemi aştı dün akşam. * Şarkıların ritmi çok ağırdı. Duymaz oldun hiçbir şeyi, sanki kulaklarım sağırdı. Dert deryası beni çağırdı. Dün akşam, her şey bana çok ağırdı. * Yorgun hissediyordum kendimi. Dağıtmıştım sebepsiz...
Türk edebiyatının köklü damarında şiir daima başat bir tür olmuştur. Sözlü geleneğin destanlarından başlayarak divan şairlerinin saraylarda okunan kasidelerine, halk ozanlarının meydanlarda sazla söylediği koşmalardan Cumhuriyet dönemi dergiciliğine kadar şiir, hem sanat hem de toplumsal söz olagelmiştir. Ancak şiirin yalnızca estetik bir ifade olmadığını, aynı zamanda bir pazar meselesi...
Öykü yazmak, koca bir dünyayı küçük bir pencereye sığdırma işidir. Roman sayfalarca dolaşırken, öykü tek nefeste söyler derdini. Bu yüzden öykü, edebiyatın en yoğun, en kıymetli damarlarından biridir. Yazmaya niyet edenin ilk öğrenmesi gereken şey şudur: öykü laf kalabalığını sevmez, dolguya tahammülü yoktur. Kelime seçkin olacak, cümle sıkı olacak, anlatım...
İnsanlar okuyarak bilgi sahibi olabilirler. Her bir kitapta biraz daha genişler düşünce dünyamız ve o güne kadar bilmediğimiz şeyleri öğreniriz. Ortak bir noktada karar vermenin yolu yine en çok okumaktan geçer… Çünkü edindikleri bilgiyi kültür olarak çevrelerine, ailelerine, arkadaşlarına, dostlarına, sevdiklerine aktarırlar. Hepimiz bu dünyayı düşünebildiğimiz kadar yaşarız. Bilmediğimiz her...
Karlı yollar, sessiz şehir, soğuk bir kader, Bir aşk doğar, savaşın gölgesinde bir eder, Kaleminde umut, kalbinde bir esaret, Gözlerinde hüzün sefer. Gözyaşı donmuş bir nehir gibi akar, Ayrılıklar ömrü parça parça yakar, Sevda, kar fırtınasında solan bir bahar, Susar, içinden bağırır yakar. Bir yanda vatan, bir yanda sevdası, İkisi...
Tiyatro, edebiyatın sahneye taşınmış hâlidir. Sözcüklerin ete kemiğe büründüğü, karakterlerin nefes aldığı bir canlı alandır. Edebiyat; yazıyla insanı anlatırken, tiyatro insanın kendisini yazarın gölgesinden kurtarıp doğrudan ifade etmesini sağlar. Bu yönüyle tiyatro, edebiyatın sadece bir türü değil, onun ruhunu dışa vuran bir aynasıdır. Edebiyat, insanın iç dünyasında yankı bulur; tiyatro...
Yaz, Emine için yalnızca mevsim değildi; bir ritüeldi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da babasının evine geldiğinde, beraberinde getirdiği eşyalarla geçmişin tozunu silmeye hazırdı. Kendi evinden kullanmadığı ne varsa toplamış, çocukluğunun geçtiği bu taş duvarlı eve taşımıştı. Duvarlar geçen yıl badana yapılmıştı ama kışın tüten soba dumanı, zamanın izlerini...