Ergene Nehri kıyısına oturmuş, akışını sessizce izlerken yalnızca suyun değil, hayatın kıvrımlarında saklanan binlerce anın içimden geçip gittiğini hissediyorum. Taş köprünün yorgun gölgesinde zaman ağır ağır ilerliyor; sanki köprünün her taşında bir sır gizli. Sazların rüzgâra uyumlu salınımında geçmişim fısıldıyor bana; dokunduğunda acı-tatlı hatıraları uyandıran ince bir el işi gibi....
Şehrin işlek caddelerden birinin üzerindeki tarihi caminin yanındaki ağacın altındaki oturma banklarının yanındaki simitçi taze simitlerini tezgâhına dizerken hemen yanında ağacın gölgesinde taburede oturan yaşlı kadın onu sinirli bir şekilde izliyordu. Simitçi işini bitirince ona döndü. -Emine Hala sabahın erken yollara düşüp seni buraya getiren ne? Suratını asıyorsun. Konuşmuyorsun....
Kalp kırmamalı insanoğlu Ne de olsa o da emanettir Allah’ın emaneti. Kemiği yok diye Çok da yüklenmemeli insanoğlu En kolay kırılan yerdir Aslında insanın kalbi. Önce kelimeleri tartmalı Bolca empati kurmalı Bu laf onu incitir mi Gözyaşına sebep olur mu diye Bolca düşünmeli insanoğlu Geceleri ağlayarak uyuyan insanlar var Sırf...
Bozuldu erkân-ı divânı, yıkıldı cihanın bir yanı. Tenzil oldu gönlünde filizlenen muhabbet deryası. Set çektiler koruduğu harim iffetine, Bir gecede sildiler yıllarca verdiği emeğe. Hileyle, zanla, oyunla aldatıldı; Asıl suçlu, kendini kendiyle aldatan ahmaktı. İsyan etti Cenâb-ı Hakk’a; bir şükür eda etmek zor geldi Hâlık’a. Firavunlaşmış riyâkâr nefsine, itaatte...
Beldemden kovuldum Şöyle ey Musa Nasıl dayanırım kuşların çırpınışına Söyle ey Aişe Nasıl yanmıştı canın o iki dağ arasında Cennet kuşları vatanın kokusunu getirecek mi Bu çöl,bu kuyu,bu kuş Bu sıcak,bu beyaz,bu yaz Söyle ey Yusuf İhanetin tadını anlat bana İki gözüm anlat bana Kırık döküğüm şimdilerde Vatanım kadar kırık...
İstanbul’dan her ayrıldığımda içimde hafif bir sızı belirir. Tam yerini bilmediğim, adını koyamadığım ama varlığını hep hissettiğim bir sızı… Şehrin sokaklarında Arnavut kaldırımlarında yürürken, ayaklarımın altında yalnızca taşlar değil, binlerce yılın hikâyeleri de vardır. Burada Bizans’ın kalıntıları da görülür, diğer tarafta Osmanlının hatıraları da. Boğaz şehre hem bir nefestir hem...
Gökyüzü çok ağlıyor sesinde bir hüzün var, İnen yağmurlar değil,yürekten akan sular, Uyanın ! ey Vatan uğruna can veren ruhlar, Bıraktığınız izler ilelebet silinmez. *** Bir yıldız kaydı yine düştü omuzumuzdan, Bu kutsal emanet miras kaldı kanımızdan, Bu mübarek topraklar kıymetli canımızdan, Nice nice isimsiz kahramanlar bilinmez . *** O...
Neden kapkara zindan bomboş buralar Yoksa bahtı mı kaplamış yaralar Atma olmadık yere şimdi naralar Sil gitsin kafandan herşeyi bakma onlara *** Sahte gülümseme ve sözde içtenlik Hani nerede şimdilerde benlik Ondan da vazgeçtim yok sadelik Sil gitsin kafandan herşeyi bakma onlara *** Kanunun telllerine dokun sen birazdan Efkar dağıtır...
Sabrettikçe çiçek açarmış en derin yaralar Sıkışıp kaldı ruhum her nefeste Muhtaçlık kor gibi içimde büyürken Üç kuruşluk para için boyun büküyorum *** İsterdim belki ben de başka bir kaderi Çaresiz kalınca...
Postmodern sancılarla uyandı yine şehir Sevdiğim deniz Yalnızlığın tek çocuklu kadınını Delirttiniz klişe kurallarınızla Ahlak öğretilerinizle Sevmem zamanın ruhuna aykırı şehirleri Kafelerde uzun süre oturamam Kalabalıklarda hınca hınç dolaşamam Gitmeliyim fırtınalarla Postmodern hüzünlerden Postmodern sancılarla uyandı yine şehir Gittikçe yavaşlıyor konuşmalar Gittikçe kanayan kanatlar Yalnızlaşıyor Osiria gülü Çanak yapraklarının dışına...
Daha ön üç yaşındaydıDera’da yaşayan Hamzave çok cömertti.muhtaçken kendisi,benim bir döşeğimbir tas da çorbam varama bu çocuğun hiçbir şeyi yokdiyebilecek kadarannesine Daha on üç yaşındaydıgözaltına alınıpher türlü işkence altındaşehit edildiğinde Hamza,Suriye hapishanesinde,yurdunun toprağına düşenen değerli tohum olarak,sadece Dera’daki kuşatmayıprotesto ettiği için Hamza’nın naaşıteslim edildiği gün ailesineşimşekler çaktı gökyüzünde,belirsizlik ve korku...