Anadolu’nun kalbinde, geniş bir ovanın üzerine ağırbaşlı bir mühür gibi basılmış olan Merzifon, sadece bir coğrafi nokta değil, zamanın durup soluklandığı bir kavşaktır. Akdağ ve Tavşan Dağları’nın himayesinde uzanan bu kadim şehir, kuzeyden güneye, doğudan batıya giden yolların kesiştiği o stratejik noktada, yüzyıllardır bir nöbetçi gibi beklemektedir. Merzifon’u tanımak, taşın...
Şehirler uzaktan bakıldığında hep aynı izlenimi verir: üst üste yığılmış binalar, lif lif uzayan yollar, ışıktan bir çemberin içine sıkışmış gibi duran gökyüzü… Fakat yaklaştıkça insanı içine çeken tuhaf bir derinliği vardır. O derinlik bazen bir sokak aralığında, bazen bir pencereden sızan loş ışıkta, bazen de kalabalığın ortasında ansızın beliren...
Bazı sabahlar, dünya sessizliğe uyanır. Kuşlar ötmez, rüzgâr esmez, insanlar konuşmaz. Her şey yerli yerindedir ama bir şey eksiktir: sesin kendisi. O an anlarsın ki sessizlik, sadece bir eksiklik değil; bir varlıktır. Kendi dili, kendi ritmi, kendi rengi vardır. Ben sessizliği gri sanırdım. Ne siyah kadar keskin, ne beyaz kadar...
Şehir, eski dokusuyla hâlâ ayakta duruyordu. Rüzgâr, taş sokakların arasından geçerken eskiden burada yankılanan çocuk seslerini getirmeye çalışıyordu ama başarıya ulaşamıyordu. Mehmet, eski ahşap kapıyı açtığında, zamanın içeriye ne denli sinsice sızdığını fark etti. Raflarda hâlâ annesinin koyduğu porselen tabaklar vardı; eski radyosu, çalmasa da bir köşede duruyordu. Ama...