Zaman, avuçlarımızın arasından süzülüp giden ince bir kum saati değil aslında. Her bir tanesi ruhumuzun kıvrımlarına çarparak iz bırakan, aktıkça ağırlaşan ve bizi dönüştüren bir nehir. Bir yılın daha son demlerine yaklaştığımızda, takvim yapraklarının o hafif hışırtısı bize sadece günlerin geçtiğini değil, zamanın “eskidiğini” de fısıldıyor. Oysa eskiyen sadece rakamlar;...
Ayşe Can Bazen uyanıp, her şey bir şekilde değişmiş diyoruz. Belki de her şey aynı da biz farklı bakıyoruz. Diller dönüşür, ilişkiler dönüşür, değerler yeniden paketlenir ve sunulur. Ama insan, tüm bu akış içinde kendine şu soruyu sormalı: Ben neyim ve ne olarak kalmalıyım? Her şey değişirken, hangi değer elimizden...
Hayat, bizi genellikle tek bir role, tek bir zaman dilimine ve ne yazık ki, tek bir bedenin sınırlarına hapseder. Bu dar alanda soluklanırken, içimizdeki o bitmek bilmeyen merak ve macera arzusu sessizce çürümeye yüz tutabilir. Ancak bu kısıtlılığın en zarif panzehiri her zaman mevcuttur: Okumak. Benim için okumak, kendimi süper...
“En Gizli ve En Güvenli Sığınak” Herkesin bir sığınağı vardır. Kimi deniz kenarındaki bir taşra evini düşler, kimi kalabalık bir şehrin karmaşasına karışmayı. Bu arayış, insanın kaçınılmaz bir içgüdüsüdür. Ruhun, dünyanın hoyrat gerçeklerinden azade olabileceği bir liman bulma çabasıdır. Ancak benim sığınağım ne dört duvarla çevrili bir mekân ne de...
İnsanlığımı Yitirirken: Vicdanın Buz Çözülme Noktası Penceremden dışarıya bakıyorum ve gördüğüm dünya, bir zamanlar hakkında masallar okuduğum o sihirli yer olmaktan çok uzak. Gözlerim, her geçen gün vicdanın sınırlarının nasıl yeniden çizildiğini, çizilirken de nasıl inceldiğini izliyor. Gazete başlıkları, ekranlardaki kayan görüntüler, sosyal medyanın anonim çığlıkları… Hepsi aynı şeyi haykırıyor:...
Ayşe Can Bazen bir kapı aralanır da içeriden yalnızca loş bir ışık sızar, parlak değildir, göz kamaştırmaz, hatta ilk bakışta fark edilmez bile. Ama insan, o ışığın içinde kendine ait bir şeyler olduğunu hisseder. İçine doğru bir adım atar, kabuğunu usulca bırakır, yükünü hafifletir. Benim için “iyi ki varsın” demek,...
Günün en kırılgan saati akşamüstüdür. Gövdesi hep aynı kalırken rengi, kokusu, dokusu sürekli değişen bir zaman aralığı… İnsan o saatlerde kendini olduğu gibi bulur ya da olduğuna inandığı kişiye biraz daha yaklaşır. Benim için akşamüstü, bir açıklığın kıyısında durup nefesimi duymaya çalıştığım bir eşik gibidir. Sokakların gölgeleri uzamaya, kuşlar günün...
Aşk ve yalnızlık, insanoğlunun en eski ikilemi, kalbin bir yanı güneşi çağırırken öteki yarısının gölgeye yaslanma ısrarıdır. Belki de bu yüzden aşkın en parlak anlarında bile içimizde titreyen küçük bir yapayalnızlık çanı çalar. Bir sevgilinin dokunuşu, bir bakışta eriyen mesafeler ya da aynı yastığa bırakılan iki soluk bile insanı bütünüyle...
Aralık, yılın en sessiz eşiğidir. Günler kısalırken zamanın adımları da ağırlaşır. Sanki takvim, bir anlığına derin bir nefes alır. Rüzgâr sokaklara ince bir serinlik bırakır, ağaçlar çıplak dallarıyla göğe usulca dokunur. Bu ay, doğanın kelimeleri fısıltılarla söylediği bir şiire benzer. Aralık hem bir bitişi hem de yaklaşan başlangıcın ayak seslerini...
Yazın telaşını üzerinden yeni atmış bir mahallenin içinden, ağır ağır yürüyen bir mevsimdir sonbahar. Ne tam gider ne tam kalır, insanın içindeki geçişleri de aynı kararsızlıkla dürter. Böyle zamanlarda, sokaklarda dolaşan bir çocuğun ayak izleri daha bir duyulur olur. Sanki mevsimin sarısını, turuncusunu, dalgalı rüzgârını kendi nefesiyle taşıyormuş gibi… Sonbahar,...
Gökyüzünün bir hafızası olduğuna inanmak, belki de insanın kendi unutkanlığına bir teselli arayışıdır. O sonsuz maviliğin, ufacık bir bulutun gölgesini bile tutabildiği hâlde, insan kalbinin en berrak anılarını taşıyamayışına içerlemesinden doğar bu inanç. Ben de yıllardır göğe bakarken bu tuhaf yanılsamanın kıyısında dolaşıyorum. O büyük ve değişmeyen kubbe, gerçekten de...