
İBRAHİM ÖZDEMİR
Hayatımdan inerken, olanca haşmetiyle,
Yaşlılık bir boşluğa, varışındayım sanki..!
Yaş elli şakaklarla, kemiğiyle etiyle,
Ak saçlı cemalimin ,görüşündeyim sanki..!
Yolun yarısı tamdan, mecburi yöne akım,
Ömrümün dergâhında, arzadır iştiyakım ,
Kar zarar toplamıyla, yakındır infirakım,
Gençliğimi toprağa, verişindeyim sanki..!
İrade takat bekler, el ayak ağır ağır,
Sevgi aşkla bağıra, bildiğin kadar bağır,
Çok eksiğim var dilim, suskun kulağım sağır,
Yaşlılığa yetişme, yarışındayım sanki..!
Gözlerimden inerken, ömrümün sır perdesi,
Gün gün artan yalnızlık, bu ben mi? neyin nesi,
İstesen de yaşanmaz, son günün gün ertesi,
Hayatın beni tamda, yoruşundayım sanki..!
Bir nefeslik dirimi; yaşayıp çıka ine,
Yer yutacak bedeni; mukadder ebedine,
Tarifsiz duygularla, ezelim mabedine,
Sermayem tükendi son kuruşundayım sanki..!
Dönüp durur sâlise, yalvarsam da mîkâta,
Beklide zaman olmaz getirme salâvata,
Günü haftaya ayı, yıllara kata kata,
Ecel ateşi beni sarışındayım sanki..!
Saçıma düşen aklar, bak işte azar azar,
İçinde doğan her gün İçimde yanan har har,
O şevk o heyecanlar, o da artık sonbahar,
Nerde o eski benler, soruşundayım sanki..!
Tadı, tuzu yok artık, ekmeğinde aşında;
Derin kırışıklıklar bir suskunluk naşında;
İçime kurşun gibi, ferdalık telaşında,
Ömür tahtının enkaz girişindeyim sanki..!
Yaşamaklar ölüme gün gün gitmekse eğer,
Kalbe düşen ayaz, sonbaharlarmış meğer,
Son saltanat toprağa, tenimin düştüğü yer,
Ömür sermayem hüzün örüşündeyim sanki..!