
Pınar Öksüz
Bugün Tanrı’yı gördüm.
Yani benimkisini, kendi Tanrım’ı.
Denizin tam üstündeydi ve gökyüzünü kaplamıştı. Direkt bakmıyordu ama biliyorum, gözünün ucunun bende olduğunu.
“Bugün, bulut olmak istemiş canı herhalde” dedim yüksek sesle. Ama ne bulut. İzmir denizinin üzerine gölgesini bırakmıştı nazikçe. Uzanıvermiş yüzüstü, öylece.
Hani sere serpe derdim ama, annemin hiddetinden korkarım. Diyemem.
Onun Tanrı’sı, daha ciddi bir varlık sanırım. Bizlere hiç şaka yaptırmaz bu konuda.
Hepimizin Tanrı’sı farklı olabilir mi gerçekten? Hani benim dünyam ya, benim bildiğim, algıladığım, inandığım, hayal ettiğim kadar ya her şey, o açıdan.
Mesela dünyanın hiç bilmediğim bir yerinde, adını hiç duymadığım ülkesi, aslında yoktur bana göre. Benim dünyamda adı geçene kadar da var sayılmayacak. Belki memleketi o uzak ülke olan biri, uçakta yanıma oturacak ve biz sohbet etmeye başlayacağız. Bir anda harita üstünde yeri çizilecek doğduğu yerin. Ağaçları, binaları yükselecek. Hatta ete kemiğe bürünecek, o var olmayan ülkenin, henüz doğmuş insanları. Sihir gibi. Benim dünyam da işler böyle yürüyor. Diğerlerini bilemem.
İşte benim Tanrı’m bulutlara uzanmışken, insan olsa saç baş dağılmış derdim ama, kötü görünüyor diye değil. Eğlenceden.
Elinde son bir kara hindiba tüyü kalmış ve onu üflüyor. Çocuk gibi neşelendiği o kadar belli ki. Zaten “kara hindiba” yaratma sebebi de bu olmalı. Sırf insanoğlu eğlensin diye.
Çocuklarına oyuncak bırakır gibi bırakmış doğaya. Biliyordu sıkıntıdan patlayacaklarını tabi. İnsan çocuklarını tanımaz mı?
Yalnız benim gibi neşeyle, eğlenceyle pek de işi olmayan birinin yaratıcısı neden çocuklar gibi şen, hiç anlamadım. Vardır bunda da bir mesaj, tabi anlarsam…
Daha ben bunları yazmayı bitirmemiştim ki, şekil değiştirdi sevgili Tanrı’m. Hep öyle oluyor zaten. Bana göründüğünü anladığı an, kayboluyor. Yakalanan kaçamak bir bakış gibi değil de amacına ulaşmış birinin gidişi gibi. Belki de yeni bir hazırlığa geçtiğinden acelesi.
Bazen takip etmekte zorlanıyorum, ya da adını koyamıyorum ama “O” hep benimle. İçimde, dışımda her yerde. Gözü hep üzerimde. Ve bu çok hoşuma gidiyor.
Güvenle yol almaz mı insan, onu kollayan bir güç, çok büyük bir güç olduğunu bilse?
Ben işaret takibini çok seviyorum ve çok alıştım. Onunla iletişim dilimiz bunun üstüne kurulu çünkü. Uzun zaman önce keşfettim bu dili. Bazen bir kuş oluyor, bazen bir şarkı. Bazen resmen bir mektup yazıyor bana ve yazarlarla iletiyor. Hatta reklam, afiş ve de insanlarla.
Her yerden göz kırpıyor sanki bana ve neyse ki pek çoğunu yakalayacak kadar ustalaştım.
İnanmayacaksınız ama, trafik ışıkları bile elçi bana. Ya da ona.
Sınırlı insan aklım ancak onu maddeleştirerek anlayabiliyor. İlla bir karşılığı olacak dünyevi eylemlerde.
Dünyanın bir eğitim yuvası olması gibi. Bu en sevdiğim metafor.
Ama ilkokul gibi başlangıç seviyesinde değil. Daha ileride, hatta uzmanlık okulu diyebiliriz.
Mesela mesleki eğitim için gidilen üniversite burası. Neyse ki sınavsız girebiliyoruz. Hangi bölümü istediğine karar verip tercih yapman yeterli.
O da evladını üniversiteye yollayan şefkatli baba. Bütün iyi babalar gibi, arka planda ve gizli kahraman rolünde. Tek görevi ihtiyacın olan tüm desteği sağlamak.
Çoğu zaman neden burada olduğunu, niye geldiğini anlamadan, hatta hiç düşünmeden okumaya çalışıyor insanoğlu. Azıcık kafa yorsa çözecek belki de düşe kalka yol almak sadece yaptığı.
Seçtiğin bölüm her ne ise, tüm sistem, sadece onu öğrenmen için kurgulanmış. Diyelim matematik bölümünü seçtin, sadece derste değil, bindiğin otobüste, girdiğin markette, annen rolündeki kişinin sana davranışlarında bile hep matematik işleniyor. Çünkü öğrenme tekrarlardan ibaret.
Yaşadığın her deneyim, kendin için koyduğun bir tuğla. Kimi yavaş yavaş örüyor duvarını, kimi aceleyle bir sonraki derse geçmek istiyor. Yaşadığın sıkıntılar, ilerde anlatacağın öğrencilik hikayeleri gibi. Şu an içindeyken acı ve zor, ama ileride sıkıcı bir zamanı dolduracak kadar eğlenceli gelebilir.
Hani Kierkegaard diyor ya “Tanrı benimle neyi kastetmiş olabilir?” İşte bu, okumak için geldiğin bölümü fark edersen verebileceğin bir cevap.
Burası duygu dünyası. Bu dünyaya gelme sebebimiz olan okulların, insan eğitimlerinin, sadece duygular üzerine olduğunu düşünüyorum. Belki başka gezegenlerin eğitim dalı farklıdır. Ama benim dünyamda, benim cevaplarımda, buraya her gelişimizde aldığımız bir duygu dersi var ve gide gele tamamlayacağız eksik konularımızı. Hepsini bitirince de tam bir mezuniyet.
Eğer başarısız olursan, tekrar aynı konu için geleceğini söyleyenler de var ama belki geçemedim dediğin halin bile tam da öğrenmek için gönüllü olduğun halindir. Bunu düzeltmeye çalışma çabandır belki de öğrenmen gereken.
Ve bu noktadan sonra, neyi öğrenmek için burada olduğuna dair bir kıvılcım gördüğün an, bir şeyler değişmeye başlıyor. Bu uyanma hali, olanı birazcık daha anlamlandırma fırsatı veriyor insana ki, bilinçli farkındalıkla görebilelim tabloyu diye.
Tabi orada da ayrı bir mücadele var.
Çözdüm sanmak, ispatı için yeni hamleler yapmak, işe yaramazsa tekrar geri düşmek, hatta vazgeçmek halleri. Bunların hepsi plana dahil bence. Sistem iyice öğrenmen için tüm kulvarlarda eğitim yapıyor. Sadece anlaman biraz zaman alabilir.
Peki anladığında ne olacak. Mezun olup, yaratıcının yanına gidiyorsun mu demek bu? Ya da ömrünün sonuna geldiğinin habercisi mi? Sanmıyorum.
Orda da geçirmen gereken ayrı bir süre var. Kabullenme var öncesinde mesela ve hiç kolay değil o ayrımları yapmak. Üstelik, kabullenmenin bir adım sonrası sahiplenmeye basamak oluşturuyor. Sahiplenme aşamasındaysan üst basamaktasın demek. İşte orası daha keyifli.
“Evet bu her şeyi ile benim hikayem” dediğinde bir rahatlama hissini de getiren, huzurlu bir yer. Ben sanki oradayım. Sonrasını, neler getireceğini bilmiyorum. Ama vakti gelince onu da anlatırım.
Tek bildiğim, burası oldukça rahat ve konforluymuş. Erken teşhis koymak istemem ama, çok sevdim diyebilirim buradaki huzuru.
Biraz da kendine karşı daha şefkatli ve anlayışlı bir hâl. Sorun çıktığında da oradan çıkman için el veren bir yer. Uzun süre kalamıyorsun böylece o duyguda. Daha ne olsun.
Yani bu dünya; şefkatli bir babanın, eğitim için çocuklarını gönderdiği bir okul ve okulu bitirip yanına dönmemizi bekliyor. Şu anda ben de hem ona dönme heyecanındayım hem de burada geçireceğim sürenin tam da tatlanmaya başladığının farkındayım. Onun varlığıyla güvendeyim, yaşayacaklarım için de hevesli.
Şu anda da güneş ışığım olmuş mesela. Gözüme girdi önce, yönümü değiştirince de ayakkabımdan yansıyarak göz kırpmaya başladı.
Şairane bir ilişki bu ve onu seviyorum.
Bu kadar planlı ve muazzam bir dünyanın, saçma sapan bir sonu olamaz değil mi?
Gökyüzündeki buluttan, şu geldiğim yere bak.
Kimine göre sıradan bir şekilde, bulut falına bakmak sadece yaptığım. Kimine göre ise taşın sırrını çözmek kadar önemli.
Bana göre ise sabah yazıları yazmak. Tüm yaptığım bu.
Az önce de kırmızı bir spor arabayla geçti sevgili Tanrı’m.
Derdim ama, annem var susuyorum…
BİYOGRAFİ
Merhaba,
Ben Pınar Öksüz.
1975 yılında Çankakale’de doğdum. İlk ve orta öğrenimini Yenice ilçesinde, üniversite eğitimini ise Bursa Uludağ Üniversitesinde tamamladım. Radyoloi Teknikeriyim. Okulun bu mesleği yapmayacak tek öğrencisiyken, işimde 30. yılımı tamamlamak üzereyim.
24 yıldır Dokuz Eylül Üniversitesinde görev yapıyorum ve sağlık sektörü zor da olsa, şikayetçi değilim. İnsanlarla iç içe olmak besleyici bir şey benim için.
Hâlen eşim ve 2 çocuğumla birlikte, İzmir de sakin bir yaşam sürmekteyim.
Kendim için yaptığım en önemli şey ise yazmak.
Yazmak, çocukluğumun ben de kalan en önemli hatırası. Dönemin elektrik kesintileri, mum ışığında düşüncelerimi yakalayıp, kaydetme hobisini getirmişti bana. Biraz daha hızlı olabilsem başarırdım da belki. Sonra mektuplar, günlük alışkanlığı derken yazmak, yol arkadaşım oldu. Hep yazdım. Sayısız defter, sonsuz kağıt bitirdim diyecek kadar.
Sosyal medyada çok kısa bir geçmişim olsa da duygularımı, düşüncelerimi yayınlamak, görülmek, beni cesaretlendirdi. Ve ilk defa tesadüflerle karşıma çıkan sayfanınızda yarışma duyurusunu gördüm. Şansımı denemek istedim. Ve kalbim deli gibi çarpıyor. Emeği geçen herkese teşekkür ederim, bu heyecanıma vesile olduğunuz için.
İyi çalışmalar dilerim şimdiden.
Umarım görüşürüz…