Beldemden kovuldum Şöyle ey Musa Nasıl dayanırım kuşların çırpınışına Söyle ey Aişe Nasıl yanmıştı canın o iki dağ arasında Cennet kuşları vatanın kokusunu getirecek mi Bu çöl,bu kuyu,bu kuş Bu sıcak,bu beyaz,bu yaz Söyle ey Yusuf İhanetin tadını anlat bana...
İstanbul’dan her ayrıldığımda içimde hafif bir sızı belirir. Tam yerini bilmediğim, adını koyamadığım ama varlığını hep hissettiğim bir sızı… Şehrin sokaklarında Arnavut kaldırımlarında yürürken, ayaklarımın altında yalnızca taşlar değil, binlerce yılın hikâyeleri de vardır. Burada Bizans’ın kalıntıları da görülür, diğer...
Gökyüzü çok ağlıyor sesinde bir hüzün var, İnen yağmurlar değil,yürekten akan sular, Uyanın ! ey Vatan uğruna can veren ruhlar, Bıraktığınız izler ilelebet silinmez. *** Bir yıldız kaydı yine düştü omuzumuzdan, Bu kutsal emanet miras kaldı kanımızdan, Bu mübarek topraklar...
Sen kırmızı şarabını yudumlarken Ben seni seyredeyim Güzel yüzünü, İnce uzun parmaklarını… Sonra usulca uzan yanıma Saçların dökülsün omuzlarından Hiç konuşma Her tel saçını öpüp Her tel saçına ayrı bir şiir yazayım Sessizce uykuya dal kollarımda Bense uykuya yenik düşmeden...
Neden kapkara zindan bomboş buralar Yoksa bahtı mı kaplamış yaralar Atma olmadık yere şimdi naralar Sil gitsin kafandan herşeyi bakma onlara *** Sahte gülümseme ve sözde içtenlik Hani nerede şimdilerde benlik Ondan da vazgeçtim yok sadelik Sil gitsin kafandan herşeyi...
Sabrettikçe çiçek açarmış en derin yaralar Sıkışıp kaldı ruhum her nefeste Muhtaçlık kor gibi içimde büyürken Üç kuruşluk para için boyun büküyorum *** İsterdim belki...
Postmodern sancılarla uyandı yine şehir Sevdiğim deniz Yalnızlığın tek çocuklu kadınını Delirttiniz klişe kurallarınızla Ahlak öğretilerinizle Sevmem zamanın ruhuna aykırı şehirleri Kafelerde uzun süre oturamam Kalabalıklarda hınca hınç dolaşamam Gitmeliyim fırtınalarla Postmodern hüzünlerden Postmodern sancılarla uyandı yine şehir Gittikçe yavaşlıyor...
(Kaybolan Kız Çocuklarına) Bir sokak lambasının altında kaldı son gülüşün, Bir oyuncak bebek hâlâ seni bekliyor kapının önünde. Adını fısıldıyor rüzgar — Kırık duvarların arasından, Bir annenin uykusuz duasına karışarak. *** Küçüktün… Dünyanın karanlığı sana hiç anlatılmamıştı, Kır çiçekleri toplamak...
Daha ön üç yaşındaydıDera’da yaşayan Hamzave çok cömertti.muhtaçken kendisi,benim bir döşeğimbir tas da çorbam varama bu çocuğun hiçbir şeyi yokdiyebilecek kadarannesine Daha on üç yaşındaydıgözaltına alınıpher türlü işkence altındaşehit edildiğinde Hamza,Suriye hapishanesinde,yurdunun toprağına düşenen değerli tohum olarak,sadece Dera’daki kuşatmayıprotesto ettiği...
Bu aralar çocukluğumu fazlaca ziyâret etmeye başladım. Bahar geldi, ondandır diyorum. Her bahar ilk aklıma gelen köyüm, köyüme dair ilk aklıma gelenler de çocukluk hâtıralarım oluyor. Her bahar bu havalardayım. Orhan Veli’nin dediği gibi işte; “beni bu güzel havalar mahvetti”....
Duvarına yaslandığım bir köy eviydi Çamurdan sıvaları ağlardı her yağmurda İki göz odası sofaya çıkardı, sofası çocukluğuma. “Hay ocağı sönesiceler” intizârıydı gelin bacının Hem elinde çubukla kovalardı bizi de hem gülerdi Sinerdik o evin kâh harımına, kâh damına Nasıl da...
Kalbimde telaşlar beni ellerinde yoğurdu. Seni beklerken bulutlar yerlere düştü. Sen diye düşünürken hayatım elimde kaldı. Varış yolu mucize; tünelim sonlu bir mücadele. Yakarışım var çeşnisi çeşit. Yıldırım düşmüş gibi oluyorum bazen sanki dünyadan bir kesit. Bu nasıl bir dil...
Kum üstüne kurulmuş şehir, düşler, umutlar…Hayali uçurtmalarıyla güneşi arar çocuklar…Bir parça ekmek, karın tokluğu,Ölüm korkusu olmadan yaşamak nasıl bir şey…Bilmek ister Gazze’de çocuklar. Kum üstüne kurulmuş şehir, umutlar, düşler, mavi Gök kubbe…Nereden bilsin Gazzeli çocukİnsanlığın vicdanının da kumdan olduğunu…Seslendikçe, tutunmaya...
Aşkta hissedilen duyguların sevgi kavramında tersini söylenebilir. Örneğin, âşık olanda aldatma eğilimi olmaz. Sevgide ne kadar çoğalmak ve kalabalık olmak istenirken, aşk kalabalık istemez. Aşkta, tek kişi ve yalnız mekânlar tercih edilir. Aşk, kıskançlık duygusuyla sahiplenmek duygusunu büyütür. Paylaşmaktan son...
Erhan Özdemir Hayat yalan, yaşananlar yalan, sözler yalanYüreğimde gizledim yaşadığım ne varsaÖyle derine gizledim ki… Vicdanım el vermedi anlatmayaYarım kalan aşkımı… Seni seviyorum hala seni seviyorum. Rüyalarım gibi bana huzur veriyorsunEtmedim tövbe, aşkıma dair, sevgime dairŞimdi dolu dolu yaşıyorum yanlızlığımıTakmıyom kafama beni üzenleriGitti...
Taylan Özgür Köşker (Babaannem İçin) Sen, yaşamımı etkileyen insansın. Sen, ruhumu bir kez olsun incitmeyensin. Sana olan borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ölene dek ödeyemeyeceğim. Sana olan borcumu tıpkı senin nazik, yalın, tane tane konuştuğun Türkçeyle ödeyeceğim. Tertemiz, akıcı, pırıl pırıl...
Aşk Yazarı Mustafa Çifci® Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milleti’nin mutluluğuna adadı, bu...
Kilitli kapıların ardında ne zamandır bekliyorsun? Gözlerinde birikmiş hüzün, dudaklarında yarım kalmış bir tebessüm. Oysa gökyüzü aynı, güneş yine aynı renkte. Sadece sen, eski bir fotoğraftan fırlamış gibi donuk ve sessiz. Aç pencereni. O kalın, o ağır perdeni çek. Gör...