Anlamı yok, bugün de geçiyor geçen her gün gibi, Sürüklenir her şey, dem be dem zaman denen girdaba, Yok mudur bu azabın sonu, bu düşüşün bir dibi, Daha ne kadar tahammül hayat denen ızdıraba? *** Ölüm, ki bekler menzilde zamanın...
Bu sabah çok erken uyanmıştım annem odama girdi ve beni kahvaltıya çağırdı kahvaltımı yaptıktan sonra bahçeye çıktım biraz top oynadım daha sonra salıncakta sallandım o da ne çimenlerin üstünde bir şeyin hareket ettiğini fark ettim daha yakından görmek için salıncaktan...
Uyu uyu yat uyusunlarBen babamın o benim beşiğimi sallarMutlu mesut güneşlenirken geçmişteAlkışlar bizi eyyamcılar *** Vatan batmış, boşverEkonomi yerlerde, bana neSen romatizmadan haber verGelmese o geberisice kışlar *** Sosyal medya, boş sohbet, entel tartışmalarBiz hergün vatanı kurtarıyoruz meşgulüzYandaki kapıya gitsin...
Gördüklerimi duyduklarımı irdeleyip kötü olanla alay ederek, iyi olana saygı duyarak ben en çok kendimi yazarım. Aslında okuyucuya nara atarak ben// biz// hepimiz buradayız derim… Yetim büyüyen çocuktum ve annem olmadığı için hayır kelimesi daha altı yaşındayken zihin alfa bemden...
Türk’ün yüreği gibi sev beni Kalbi umutla çarpan Dur durak bilmeden koşan Koştukça umut saçan, Türk’ün yüreği gibi sev beni *** Sesim bazen çatlar Çünkü içimde Söylenmemiş destanlar var. Bundandır çözülmeyen dil bağım. Türk’ün yüreği gibi sev beni *** O...
Birbirimize kolaylıkla ulaşabildiğimiz, birbirimizin yaşadığı şiddeti görünür kıldığımız ve bu şiddete ortak bir tepki geliştirebildiğimiz sosyal medya mecralarında son zamanlarda dikkatimi oldukça çeken bir durum söz konusu. Sosyal mecralarda kadın mücadelesinin ruhuna aykırı bir durum gelişiyor, kadın dayanışması koşullanıyor....
Ödüllü Yazar ve Şair Betül Fırat’ın 18 eseri okurlarıyla buluşmuştu. Şimdi de “Pinhani Öyküler” ile öykü kitabı, “Ruhun Ezgisi” ile de şiirleri ve şarkıları okur ile buluşuyor. Eser sayısını 20’ye çıkaran yazardan yeni eserlerin de geleceği müjdesi alındı. Senaryolara konu...
Betül FIRAT: Hoş geldiniz Furkan Bey. Öncelikle sizi tanımak isteriz. Furkan Er kimdir?Furkan ER: Dislektik bir eğitmen olarak Üniversite olarak Çocuk gelişimciyim, ve özel eğitim alanında devlet okullarında uzun yıllar çalıştım. Disleksi Aileleri Derneği’nin kurucu başkanı oldum, şimdi ise onursal başkan...
Çocuk… Çocuk kavramı; kimisine göre bir evliliğin meyvesi, kimisine göre ise bir zevk bencilliğinin sonucudur. Yoksa çocuklar; ebeveynlerin kendi projelerini beğenmedikleri için yeni bir proje üretmeye çalışan mühendislerin bir sonucu mudur? Ya da anne ve babanın kendi kuramadıkları, gerçekleştiremedikleri hayatların...
Gel desem gelir misin be sevgili;Yokluğuna yazıyorum bak bu satırlarıBiraz gözlerim yaşlı, sesim ağlamaklıYokluğunda kalbim sızılıGel desem gelir misin be sevgili Her harfinde seni andımHer satırında sana ağladımBen hep sana yandımGel desem gelir misin be sevgili Geceyi sabah ettimKendimi talan...
“İstanbul’u en iyi, bir vapurun camından bakınca anladım.” Bu şehre yerleşmek için gitmem ben; her yıl yaz ve sonbahar mevsiminde, Düzce’den ara ara uğrarım ona. Gidişlerim bir kaçış değil, daha çok bir yoklama gibidir. Kalabalığın içine karışmak için değil, kıyısında...
Geceye soruyorum seni, Yine cevapsız çınlıyor adın. Bir şarkı gibi dönüyor içimde, Ama artık dans etmiyor kalbim. Gözlerin hâlâ üzerimde, Ama ben başka bir rüyadayım. Kalbim mi kırıldı, yoksa özgür mü oldum, Anlamıyorum, ama parlıyorum hâlâ. Aşk dedin, ateşti belki,...
Meğerki yükmüş sendeki değerim, Zannıımca büyükmüş kalbinde yerim. Her beşeri darbeye Rahman, Rahim; Payidar değiliz, sonumuz vahim. *** Herkes tanışana kadar melekti, Aniden düşman gibi kılıç çekti. Dert, kendine ortağı bizi seçti; Payidar değiliz, sonumuz vahim. *** İnsan istiyor berrak...
Müsaadenle bugünlük gideceğim yarınlara, Geçen umudun doğurduğu ay bir günlüğüne misafir olmuştu evrene, Renkli şekerlerle bezemiş bir taş duvar isyan yüklü tarihe başkaldırmıştı, Zaman ahşap bir merdivende dikilmiş bir bakış direk gibi çakıldı gözlerime, Ahh sevgili nedensiz asılı kalsaydım yüreğinde,...
Apartmanın kapısının önünde oturuyordum. Bizimkileri bekliyordum ama beklemek dediğim, vakit geçirmekten çok gözcülük gibiydi. Gelen geçen büyüklere selam veriyordum. Bazıları durup yüzüme baktı, bazıları hiç oralı olmadı. Selam almakla şaşırmak arasındaki o kısa tereddüdü fark ediyordum. Selam verirdik, racon buydu....
Takvimden yapraklar düşerken, yıllar nehir gibi akıyor. Bakıyorum hazan aynasına; cam buğulu ve dumanlı… O buğuda üç ayrı çehre beliriyor birden; Aynı camda üç ayrı zaman, üç ayrı insan hali. Biri hazan aynasında; Kıyıda dalgaları sayan bir çocuk kadar sabırsız…...
Tam bir yıl oldu sen gideli, günler su gibi aktı. Yollarda tesadüf karşılaştığım arkadaşlarımla ayaküstü konuştum. Sonbaharın sarı yapraklarının üstünde yürürken, yalnızlığın verdiği duyguyla irkildim. Ve bir yıl öncesini düşündüm. Sonra denizin dalgalı sularını seyrettim uzun uzun. Deniz...